Azerbaycan Devlet Güvenlik Servisi tarafından yürütülen kapsamlı operasyon sonucunda, yurtdışında dini eğitim almış ve kendisini "Süleymancı cemaati Bakü şubesinin başı" olarak tanıtan Azerbaycan vatandaşı Said Mikayilov ve bir grup şahsın yasadışı faaliyetleri nedeniyle adli ve idari sorumluluğa tabi tutulduğu bildirildi.
Peki, "Süleymancılar" veya "Süleymanlıler" olarak bilinen bu tarikat nedir, nasıl ortaya çıktı, liderleri kimler ve faaliyetleri neden yasadışı?
Faktyoxla bu soruların cevaplarını bulmaya çalıştı.
Ankara Şehir Savcılığı tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 17 ilçe ve şehrinde yürütülen operasyon sonucunda, Türkiye'nin en gizli örgütlerinden biri olan "Süleymancılar" bir kez daha gündeme geldi. 1940'larda kurulan ve çocuklara yönelik kurslardan geniş bir yurt ağına, çeşitli iş yapısına ve Avrupa'daki merkezlerden siyasi partilerle yakın bağlara kadar uzanan bu cemaatin şu anki liderliğini mimar ve iş adamı Alihan Kuris yürütüyor.
Operasyonların ardından açıklama yapan yetkililer, devam eden soruşturma sürecinin herhangi bir dini inancı veya ibadet faaliyetini hedef almadığını ve soruşturmanın tamamen organize suç, mali suçlar ve uluslararası yasadışı kar ağlarının tespitine odaklandığını vurguladı.
Şüphelilerden bazılarının mali işlemlerine, şirket belgelerine eriştiği ve genişleyen dosyadaki dijital materyallerin incelenmesinin ardından yeni tutuklamalar, el koymalar ve koruma önlemlerinin alınabileceği bildiriliyor. sde.org.tr

Aslında, Türk kamuoyunun büyük bir kısmı “Süleymancılar” adlı grubun varlığından haberdar, ancak onlar hakkında çok az bilgiye sahip. Bu durum, topluluğun “kapalı toplum” modeliyle faaliyet göstermesinden de kaynaklanıyor.
“Süleymancılar”, adlarını 1888 yılında günümüzde Bulgaristan olan Silistra şehrinde doğan Süleyman Hilmi Tunahan'dan almışlardır. Dini cemaatin üyeleri, kendilerine verilen “Süleymancı” isminden rahatsızdır ve bunu kendilerine hakaret olarak görmektedirler. Genellikle kendilerine “Süleymanlılar” veya “Süleyman Efendi’nin Öğrencileri” derler. bbc /turkce

Süleyman Hilmi Tunahan, Nakşibendi mezhebinin Müceddidi koluna bağlı bir din alimi ve şeyhti. 1922 yılında ilahiyat profesörü olan S.H. Tunahan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanmaya başlanan yasalardan sonra profesörlüğünü bırakarak 1938 yılına kadar İstanbul’daki çeşitli camilerde din adamı olarak çalıştı. Bu dönemde din eğitimi veren yasadışı kurslar açtı ve bu yasadışı kurslar nedeniyle birçok kez tutuklandı. Adnan Menderes'in 1950'lerde iktidara gelmesinden sonra Tunahan, dini eğitim faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Artık 50'li yıllarda, cemaate ait "Kur'an-ı Kerim" dersleri vermeye başladı; bunların ilki İstanbul'un Çamlıca semtinde açıldı.
Süleyman Hilmi Tunahan 1959'da vefat ettiğinde, açtığı "Kur'an kursları" adı verilen eğitim kurumlarının sayısı 1000'in üzerindeydi.
Onun ölümünden sonra ortaya çıkan yapı, klasik bir Sufi tarikatı olarak işlemedi. Tunahan'ın kendisinden sonra manevi bir halef atamaması da oldukça garipti. Çünkü genellikle Sufi tarikatının lideri kendisinden sonra manevi bir halef seçer ve bu gelenek günümüzde de devam etmektedir. Bu nedenle, "Süleymancılar" Sufi kökenli bir cemaat olarak kabul edilse de, asıl kaynaklarını liderlerinin gücünden değil, dini eğitimden, öğrenci yurtlarından ve özel cemaat ağlarından alırlar.
Bu nedenle, çoğu kaynak bu örgütün kendisini bir mezhep değil, bir cemaat olarak gördüğünü belirtmektedir.
“Süleymancılar” cemaatinin liderinin ölümünden sonra, yerine kurulan Danışma Konseyi içinde önemli bir güce sahip olan damadı Kamal Kaçar yönetimi devraldı ve günümüzde cemaatin merkezi örgütlenme yapısı, faaliyetlerinin yönünü belirleyen dernekler ve siyasetle olan sıcak ilişkiler onun döneminde şekillendi.

Aslında, cemaatin büyümesine yol açan ana etkenlerden birisi de 1965 yılında kabul edilen ve dini eğitimini tamamlamış kişilerin sınavlara girip din görevlisi olmalarını engelleyen “Din Görevlilerle” ilgili yasaydı.
Söz konusu kanunun kabul edilmesinden sonra, devlet tarafından kurulan dini okulların mezunları (imam-hatipler, İslam Enstitüsü ve İlahiyat Fakültesi mezunları) ile bu cemaatin kadroları arasında gerilimler ortaya çıktı. Hatta "Süleymancılar" isminin, ülkenin Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki iktidar mücadelesi sırasında rakipleri tarafından ilk kez onlara karşı kullanıldığı da iddia edilmektedir. Bu mücadele sırasında, cemaat 1966 yılında "Kur'an Okullarının Kurulması, Korunması ve Devamlılığı Dernekleri Federasyonu" isimli bir yapı da kurdu.
1971 yılında “Kur’an kursları” binalarının kullanım hakkının Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmesinden sonra, Federasyon faaliyetlerinde de ciddi değişiklik yapmak zorunda kaldı. Bu değişikliğin ardından Federasyona bağlı dernekler, “Kur’an kursları” olıuşturmayı amaçlayan kuruluşlardan, orta ve yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrencilere konaklama sağlayan derneklere dönüştü.
Böylece, yurtlar ve pansiyonlar, hem dini eğitim hem de gençlerle iletişim kurma açısından cemaatin ana örgütlenme merkezi haline geldi. Federasyonun adı da 1980 yılında değiştirildi.

İlginç bir şekilde, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra cemaatin yurtlarına el konuldu, ancak bu emir daha sonra bilinmeyen nedenlerle iptal edildi. Çoğu uzman, askeri cuntanın cemaatin faaliyetlerinde herhangi bir yasadışı eylemler tespit etmediğine bağlıyor ve bu nedenle emrin iptal edildiğine inanıyor. Bu tez Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman tarafından cemaat üyelerinin ifadelerine dayanarak ortaya atıldı. Öte yandan, gazeteci Nazlı Ilıcak, kararın 1982'deki Anayasa referandumunda cemaatin "evet" oyu vermesinin ardından bozulduğunu iddia ediyor.

Basınla ilişkileri neredeyse sıfır olan cemaat liderlerinin, 1989 yılında "Tercüman" gazetesine, özellikle de "FETÖ" destekçisi olduğu gerekçesiyle uzun yıllar hapis yatan Nazlı Ilıcak'a röportaj vermesi de bir hayli garip durumdu. O dönemde cemaatin lideri olarak kabul edilen Kemal Kaçar, röportaj sırasında Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında bazı iddialarda bulunmuş ve altı ay boyunca cemaat ile başkanlık arasında karşılıklı suçlamalar basında yer almıştı.

O dönemde Kemal Kaçar'ın Nazlı Ilıcak'a röportaj vermesi oldukça normal görünmüş olabilir, ancak şimdi karşılıklı ilişkiler ortaya çıkınca bunun bir tesadüf olmadığı anlaşılıyor.

Cemaat lideri Kemal Kaçar 2000 yılında vefat etti ve ondan sonra Tunahan'ın torunu Arif Ahmet Denizolgun "Süleymancılar"ın başına geçti.

Arif Ahmet Denizolgun'un 2016 yılında vefat etmesinin ardından, Süleyman Hilmi Tunahan'ın bir diğer torunu, asıl adı Ali Erhan Kuriş olan ve kamuoyunda Alihan Kuriş olarak bilinen kişi, cemaatin liderliğini üstlendi.

Ayrıca, "Süleymancılar"ın Türkiye'den Avrupa'ya gelen işçi akınını ilk dikkate alan dini kuruluşlardan biri olduğunu belirtmekte fayda var. Bu nedenle, cemaat 1973 gibi erken bir tarihte Köln'de İslami Kültür Merkezi'ni kurdu ve daha sonra bu yapının temelinde Almanya'da yaşayan Müslümanların İslami Kültür Merkezleri Birliği (VIKZ) kuruldu. Bugün VIKZ, Almanya'da belediye, eyalet ve federal düzeydeki kurumlarla çalıştığını belirterek, bağımsız ve tarafsız bir dini topluluk olarak kendini tanıtıyor. Hatta Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'in, bahsi geçen merkezin kuruluşunun 50. yıldönümünü kutlamak için 2023 yılında düzenlenen etkinliğe bizzat katıldığı ve kapsamlı bir konuşma yaptığı biliniyor.

Araştırmalar, 1990'lardan beri "Süleymancıların" Orta Asya, Rusya ve Afrika'da kendi ağlarını kurduklarını, göçmenlerle bağlarını güçlendirdiklerini ve hayır işleri, yayıncılık ve eğitim faaliyetleriyle Türkiye sınırlarının dışına yayıldıklarını gösteriyor. Elbette, bu uluslararası ilişkilerin kurulması, ülkedeki siyasi elitle kurulan ilişkilerle direk bağlantılıdır.

O dönemdeki cemaat lideri Kemal Kaçar'ın uzun süre merkez sağ partilerden milletvekili olarak seçildiği de dikkat çeken hususlardandır. Bazen "Adalet" ve "Halk", bazen de "Milliyetçi Demokrasi", "Ana Vatan" ve "Doğru Yol" partileri üzerinden hükümetle kurulan ilişkilerin temel amacı, dini eğitim ve yurt faaliyetleri için koşulların yaratılması açısından pragmatik bir ilişki kurmaktı.

1995 yılında Kemal Kaçar'ın yeğeni Arif Ahmet Denizolgun, "Refah" partisinden milletvekili seçildi. "28 Şubat Süreci"nden sonra Mesut Yılmaz'ın kurduğu hükümette Ulaştırma Bakanı olarak görev yaptı. 2000 yılında Kemal Kaçar'ın ölümünden sonra, Arif Ahmet Denizolgun'un kardeşi Mehmet Beyazıt Denizolgun 22. ve 23. dönemlerde İstanbul milletvekili, oğlu Fatih Süleyman Denizolgun ise 27. dönemde İstanbul milletvekili seçildi.

Medya, cemaatin 2007'de Demokrat Parti'yi, 2018'de "İYİ" partiyi ve 2009 ve 2014 yıllarında Antalya'da ve 2019'da diğer büyük şehirlerde iktidar partisine karşı tüm güçlü adayları desteklediğini yazıyor. Cemaatin, şu anda tutuklu olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ciddi iş birliği içinde olduğuna dair iddialar da mevcut.

İlginçtir ki, "Süleymancılar"ın şuanki lideri Alihan Kuriş içmimar ve kendi mimarlık şirketine sahip bir iş adamı. Çoğunlukla cemaat kursları ve okul binaları projelerinde çalışmış ve ticari faaliyetle meşgul olmuştur. Yani, Türkiye'nin siyasi, sosyal ve manevi ortamında ismi çok ta zikredilmemekte. Alihan Kuriş'in annesi Gülderen Kuriş, Süleyman Hilmi Tunahan'ın kızı Feriha Ferhan Denizolgu'nun kızı; yani bu da bazı medya kuruluşlarının iddia ettiği gibi Süleyman Hilmi Tunahan'ın torunu değil, torunun oğlu olduğu anlamına gelmektedir.

2000 ile 2014 yılları arasında cemaatte üst düzey görevlerde bulunmuş Erdal Arıkan, geçtiğimiz haftalarda savcılığa 50 sayfalık bir belge sundu. Belgede Arıkan, cemaatin önde gelen din alimlerinin 2016 yılında tasfiye edildiğini iddia etti ve ayrıca polis teşkilatından birçok polis memurunun ülke genelindeki cemaat yurtlarında düzenlenen "dini toplantılara" ve "dualara" katıldığını belirtti. Cemaatle bağlantılı şirket ve derneklerin isimlerini de sıraladı. Savcılığa verdiği ifadede Arıkan, Kuriş ile bağlantılı komisyonlarda çalışanların isimlerinin, cemaatin kayıt dışı gelirlerini gizli "mavi defterlere" kaydettiğini söyledi. Ardından, toplulukla ilgili dernek ve şirketleri sıraladı:
Hisar Hastaneleri, Arden Pazarları, Arden Kafe ve Restoranları, Arden FK, Akdeniz Toros Et ve Tavukçuluk, Fazilet Yayınevi, İsabet Okulları, Gülderen ve Kardelen Anaokulları, Çamlıca Matbaası ve Yayınevi, İsabet Yayınevi, Çamlıca Kitabevi, Hisar Turizm, Antalya Soğuk Hava Deposu (ANSO), Çeşitlilik ve Hedef Derneği.

"Alihan Kuriş organize suç grubunun" lideri olarak tutuklanan bu kişinin soruşturması devam ederken, çok ilginç gerçekler de ortaya çıktı. Örneğin, birkaç gün önce soruşturma çerçevesinde "tanık" olarak ifade veren R.Ş. adlı bir kişi, "Alihan Kuriş'in FETÖ tarafından kontrol edildiğini" iddia etti. R.Ş., ifadesinde ölümünden önce Arif Ahmet Denizolgun'un olduğu her yerde Alihan ve Ayşe Gülderen Kurişlerin kendisini öldüreceklerini söylediğini, hatta "Beni zehirleyebilirler" dediğini belirtti. Ayrıca Alihan Kuris'in bu işin içinde kimlerin olduğunu bildiğini de söyledi.

İfade veren diğer cemaat üyesi Y.K., Bakırköy Kaymakamlığı'na verdiği ifadede, Alihan Kuriş'in çocukluğundan beri para düşkünü olarak bilindiğini ve cemaatin liderliğini ele geçirme arzusunun her zaman var olduğunu belirtti: "Alihan Kuriş son zamanlarda maddi hırsları nedeniyle cemaatin liderliğini ele geçirmek istedi. Hem kendisi, hem de annesi Ayşe Gülderen bu konuda açıklamalarda bulundu. Alihan Kuriş'in cemaatin liderliğini ele geçirmesinin tek yolu Arif Ahmet Denizolgun'un ölümüydü. Bu nedenle Arif Ahmet Denizolgun'un ölümü şüphelidir." (aa.com.tr)

Bu yılın Ocak ayında, ülkenin Başsavcılığı'nın 2016 yılında hayatını kaybeden eski bakanın ölüm nedenine ilişkin soruşturma başlattığını ve olayla bağlantılı olarak bir kişinin - Arif Ahmet Denizolgu'nun doktorunun – tutuklandığını da hatırlayalım.
Alihan Kuriş'in FETÖ ile bağlantısını araştırırken ilginç bir noktaya rastladık: Uzun yıllardır FETÖ ile sıcak ilişkileri olan TBMM eski Başkanı Bülent Arınç da sosyal medya hesabından Alihan Kuriş'i savundu. Bülent Arınç ayrıca Türk yargı sistemini de sorguladı.

FETÖ'nün medya kuruluşlarından biri olan "Tr724" haber portalının son günlerde Alihan Kuriş'i savunması göz önüne alındığında, Alihan Kuris'in Almanya'daki destekçileri tarafından yayılan, ölümünden sonra ruhuna Kur'an okunduğu iddialarının doğruluğuna olan inancımız da artmakta.
Birkaç yıl önce, "Aydınlık" gazetesine açıklama yapan E.A. adlı bir cemaay üyesi, Almanya'daki cemaat üyelerinin Hristiyan Demokrat Parti üyesi olduklarını ve Alman yetkililerle üst düzey ilişkileri bulunduğunu söylemişti. (aydinlik)

Soruşturmayı yürüten yetkililer ayrıca, olayın Türkiye sınırlarının ötesinde gerçekleştiğini kanıtlayan bazı noktaların ortaya çıktığını ve soruşturmanın şu anda uluslararası düzeyde yürütüldüğünü söylüyorlar. Örneğin, cemaat liderlerinden bazılarının Alman istihbarat teşkilatlarıyla temas kurduğuna dair bilgiler dosyaya eklenmiş olup, bu görüşmelerin içeriği ve tarihleri adli ve güvenlik makamlarının kontrolündedir.
Soruşturmanın bir diğer önemli yönü ise, şüphelilerin geçmiş ilişkilerini, iletişim kayıtlarını ve özellikle 15 Temmuz sonrası yurtdışındaki faaliyetlerini inceleyerek, bireysel veya kurumsal düzeyde olası bir FETÖ bağlantısının olup olmadığını belirlemektir.
Medyada yer alan FETÖ sözcülerinden Ekrem Dumanlı, Hamdullah Öztürk, Emre Uslu, Adem Yavuz Arslan, Cevheri Güven, Kemal Gülen, Ahmet Kurucan, Fuat Baran, Bülent Korucu isimnlerinin yanısıra “Bold Media” ve “Tr724” YouTube kanallarının da “Süleymancıları” savunan bu şüpheyi daha da artırıyor.
Birkaç gün önce, Sabah gazetesinde Alihan Kuriş liderliğindeki organize suç örgütü hakkında bir köşe yazısı yazan Mahmut Övür de Alihan Kuriş-FETÖ bağlarına dikkat çekti. Alihan Kuriş'in FETÖ'den aldığı talimatlarla toplum içinde iktidara geldiğini belirten köşe yazarı, her şeyin 2000'li yılların başlarında Fethullah Gülen'in "Şeyhlerin ve tarikat liderlerinin çocuklarını kontrol altına alın..." talimatıyla başladığını söyledi.
Yıllar önce Alihan Kuris'in "FETÖ" ile bağlantıları olduğunu bilen kişilerle görüştüğünü söyleyen Mahmut Övür, makalenin sonunda şu soruyu soruyor: "Alihan Kuris örgütü, 'FETÖ'nün etkisi altında bağımsız bir grup mu, yoksa iddia edildiği gibi yıllar önce gerçekleştirilen daha büyük bir sızma operasyonunun sonucu mu? Eğer ikinci olasılık mahkemede kanıtlanırsa, Türkiye sadece bir dini cemaatle ilgili değil, diğer dini toplulukları da kapsayan çok derin ve önemli bir güvenlik sorunuyla karşı karşıyadır demektir."

2019 yılında kamuoyuna sızdırılan ve kimin hazırladığı hala tartışma konusu olan "Türkiye'deki Dini-Sosyal Örgütler, Geleneksel Dini-Kültürel Kurumlar ve Yeni Dini Hareketler" başlıklı 226 sayfalık belgenin "Süleymancılar" ile ilgili bölümü oldukça dikkat çekici. Dolayısıyla, belgenin en çok tartışılan kısmı, topluluğun yabancı istihbarat teşkilatlarıyla bağlantıları hakkındaki iddiaların ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ benzeri yapıyla karşılaşmamak için soruşturma yürütülmesiyle ilgili bölümü oldu. Raporda şu ifadeler yer almaktadır:
"Süleymancılar"ın Diyanet İşleri Başkanlığı adından "Kur'an kursları" için bağış toplama ve cenazelerde ve iskat (sevdiklerini kaybedenler için kefaret) para karşılığında Kur'an okuma konusunda çok aktif oldukları bilinmektedir. "Süleymancılar"ın bazı yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılı olduğuna dair iddialar ciddiye alınmalı ve yeni bir "FETÖ" ile karşılaşmamak için gerekli soruşturmalar yapılmalıdır. Bu, çözülmesi gereken önemli bir konudur.
Çünkü cemaat içinde uzun yıllardır "Kozan İmamı" olarak bilinen Mustafa Akyıldız, mezhebin dini anlayışı ve yapısı hakkında çok ciddi iddialarda bulunmaktadır. Ona göre, cemaat Türkiye içinde bölgesel olarak "kolordu komutanlığı" adı altında kurulmuştur. Cemaat hakkında yapılan bir diğer iddia ise, belirli güçlerin (raporda "derin devlet güçleri" olarak anılan) kontrolü altında olduğudur.
İddialara göre, "yetmiş bin kuru fasulye"ye dua okuyarak "lanet meclisleri" düzenliyorlar. Sırlarını ifşa edenleri veya kendi çıkarları için kolayca yalan söyleyen düşmanlarını lanetliyorlar... Yalan yere ithamda bulunmakta suçluyorlar."
Son olarak, "Yeni Şafak" gazetesi muhabiri İsmail Kılıçarslan'ın da köşesinde "Operasyon 'Süleymancılar' mezhebini mi hedef aldı? Süleymancılar yeni 'FETÖ' mü?" sorularına cevap aradığını ve "hayır" cevabını verdiğini belirtelim.
Ardından İsmail Kılıçarslan "Ama" diyerek başka bir konuya dikkat çekti: "Ama... bu 'ama' çok önemli. Görünüşe göre 'FETÖ', 'Süleymancılar' mezhebinin alanını geliştirmekle meşgul. '15 Temmuz'dan sonra 'FETÖ' ile Süleymancılar mezhebi arasındaki bağlantı olağanüstü bir boyuta ulaştı." Görünüşe göre Alihan Kuriş, Almanya merkezli bir oyun planıyla yurt dışına açılmaya, işlerini orada yürütmeye ve Almanya ile yapısal ve yakın bağlar kurmaya hazırlanıyordu."
