1990'lı yıllarda New York Menkul Kıymetler Borsası'nın işlem salonları binlerce insan sesiyle uğuldar, yüzlerce yatırımcı her gün alım satım kararı verirdi. Bugün aynı kararların yüzde doksanından fazlası milisaniyeler içinde algoritmalara bırakılmış durumda. Otomatik sistemler insan yatırımcıları o kadar hızlı ve verimli biçimde geride bıraktı ki sektör bir daha eski haline dönemiyor.
Yazılıma ve altyapıya yapılan yatırımlar, işlem merkezlerinin stratejik konumları ve optimize edilmiş süreçler, insan temelli ticareti fiilen imkansız kılıyor. Bu değişim tek bir büyük kararın değil, birbirini izleyen binlerce küçük adımın sonucunda gerçekleşti.
ABD merkezli düşünce kuruluşu RAND'ın 2026’da yayınladığı bir araştırma, borsadaki bu dönüşümü çok daha büyük bir sorunun somut örneği olarak ele alıyor. Matematikçi Alvin Moon ve felsefeci Benjamin Boudreaux tarafından kaleme alınan rapor şu soruyu soruyor: Yapay zeka yaygınlaştıkça insanların kolektif karar verme kapasitesi, yani kolektif insan iradesi nasıl etkileniyor ve bu etki geri döndürülebilir mi?
Kolektif insan iradesi ne demek?
Bireysel özgürlük genellikle kişisel tercihler üzerinden tanımlanır. Ancak Moon ve Boudreaux, kolektif insan iradesini farklı bir düzlemde ele alıyor. Onlara göre kolektif insan iradesi bir toplumun ortak kaynaklar, kurumlar ve sosyal çevre üzerinde karar verebilme kapasitesi demek. Bu kapasite, bireylerin karar süreçlerine anlamlı biçimde katılabildikleri ölçüde var olabiliyor.
Araştırmacılar bu tanımı ölçmek için sosyal tercih teorisinden yararlanıyor. Modelde temel kavram "belirleyici koalisyon". Bir karar sürecinde, tercihlerine bakılmaksızın sonucu belirleyebilen insan grubu. Çoğunluk oylamasıyla yönetilen bir kurumda hangi grubun mutlaka dahil olması gerektiğini düşünürseniz, o grup bir belirleyici koalisyondur. Karar süreçlerinde bu koalisyonların ne kadar geniş, ne kadar çeşitli ve ne kadar insan içerdiği, kolektif iradenin gücünü doğrudan belirliyor.
Araştırmacılara göre yapay zeka bu yapıyı üç farklı mekanizma üzerinden aşındırıyor.
- Birinci mekanizma: İnsanların dışlanması
En doğrudan mekanizma bu. Yapay zeka sistemleri karar süreçlerindeki insan sayısını azaltıyor. İşe alım kararlarını veren algoritmalar, kamu hizmetlerini yöneten otomasyon sistemleri, tıbbi teşhiste makine öğrenmesi uygulamaları. Her biri tek başına makul ve verimli görünebilir. Ancak araştırmacılar, bu adımların toplamının kolektif irade üzerinde kümülatif ve giderek hızlanan bir baskı oluşturduğunu öne sürüyor.
Modele göre karar sürecinden dışlanan her insan, belirleyici koalisyonun insan bileşenini küçültüyor. Yeterince küçülünce bu koalisyon artık toplumsal meşruiyetten yoksun bir yapıya dönüşüyor.
- İkinci mekanizma: Yapay zeka varlıklarının dahil edilmesi
İkinci mekanizma daha ince işliyor. Yapay zeka sistemleri karar süreçlerine bağımsız aktörler olarak dahil edildiğinde, belirleyici koalisyonların bileşimi değişiyor.
Araştırmacılar bu noktada çarpıcı bir hesap yapıyor. On kişilik bir karar grubuna bir yapay zeka varlığı eklendiğinde, matematiksel olarak mümkün olan belirleyici koalisyonların yaklaşık yüzde ellisi artık en az bir yapay zeka içeriyor. Yapay zeka sayısı arttıkça, yalnızca insanlardan oluşan bir grubun karar üzerinde belirleyici olma ihtimali azalıyor.
- Üçüncü mekanizma: Gündem kontrolü
Raporun en özgün katkısı bu mekanizmada. Gündem kontrolü, yapay zekanın hangi seçeneklerin karar masasına taşınacağını şekillendirme kapasitesini tanımlıyor. İnsan karar vericiler mevcut seçenekler arasından tercih yaparken, o seçeneklerin listesini kim ya da ne belirledi sorusu büyük ölçüde görünmez kalıyor.
Araştırmacılar bunu somut bir senaryoyla açıklıyor. Bir kuruluşta iki farklı belirleyici koalisyon olduğunu ve ortak yapay zeka kaynaklarının her ikisinde de yer aldığını varsayalım. Model gösteriyor ki yapay zeka, sahte alternatifler ekleyerek ya da mevcut seçenekleri yeniden çerçeveleyerek iki insan grubunun tercihlerini bölebilir ve kendi istediği sonuca yönlendirebilir.
Üstelik bu süreç kolayca fark edilemiyor: Gündeme gelen seçeneklerin nereden geldiğini, nasıl filtrelendiğini izlemek çok güç.
Bu mekanizma teknoloji bağlamında yabancı gelmiyor. İçerik öneri algoritmaları hangi haberleri, fikirleri ve tartışmaları ön plana çıkaracağını belirliyor, arama motorları hangi kaynakların görünür olacağını düzenliyor, yapay zeka asistanları sorulan soruya hangi seçenekleri sunacağını seçiyor. Bu filtreleme süreçlerinin toplumsal karar alma üzerindeki kümülatif etkisi henüz yeterince araştırılmış değil.
Geri dönülemezlik neden kritik?
Araştırmanın uyarıcı tezi şu: Bu aşınma geri döndürülemez olabilir.
Borsadaki algoritmik dönüşüm buna iyi bir örnek. Ancak daha az görünür ama belki daha önemli bir geri döndürülemezlik kaynağı var: bilişsel atrofi. Araştırmacılar, otomasyon süreçlerinde uzun süredir tartışılan bir paradoksa dikkat çekiyor. Bir sistemi izlemek ve müdahale etmek zorunda kalan operatörler, tam otomasyon durumundaki bir operatöre kıyasla daha az beceri yitirir. Çünkü kısmi otomasyon, insanı sürecin içinde tutar. Ancak tam otomasyon devreye girdiğinde insan dikkatini keskin tutmakta zorlanır, nadiren oluşan istisnaları yönetme becerisi körelir.
2025 tarihli bir araştırma bu tezi deneysel olarak da destekliyor. Yapay zeka araçlarını yoğun kullanan bilgi çalışanları, eleştirel düşünme ve bağımsız karar verme yetkinliklerinde belirgin düşüş bildiriyor. Uzun vadede kaybedilen bu insan sermayesini yeniden inşa etmek son derece maliyetli ve zaman alıcı.
Araştırmacılar bu noktada kritik bir ayrım yapıyor. Bir yapay zeka sistemi insanların onaylayacağı kararlar bile alsa, insan katılımını devre dışı bırakarak kolektif iradeyi aşındırabilir. Meşruiyet, yalnızca doğru kararlar almakla değil, o kararlara insanların katılım biçimiyle de ilgili. Bir toplum, kendi geleceği hakkındaki tercihleri yapay zekaya tamamen bırakırsa, doğru tercihler yapılıyor olsa bile irade kapasitesi körelebilir.
Ne yapılabilir?
Araştırmacılar dört pratik öneri sunuyor. Birincisi, yapay zeka değerlendirmelerinin yetenek ve güvenlik ölçütlerinin yanı sıra "ajanlık etkisi" boyutunu da kapsaması, yani bir sistemin insan karar alma gruplarını nasıl etkilediğinin ölçülmesi.
İkincisi, demokratik yönetim, askeri uygulamalar ve kritik altyapı gibi yüksek riskli alanlarda belirleyici koalisyonlarda minimum insan katılımı eşiklerinin belirlenmesi. Üçüncüsü, bu koalisyonların insan bileşiminin zaman içinde izlenmesi. Dördüncüsü, kuruluşların ve hükümetlerin yapay zeka otomasyonunu geri alabilme kapasitelerini korumaları; gerektiğinde insan uzmanlığına, kurumsal bilgiye ve müzakere altyapısına dönülebilmesi.
Nereye gidiyoruz?
RAND raporu, yapay zekanın insan iradesini doğrudan hedef aldığını iddia etmiyor. Aksine, çok daha tedirgin edici bir olasılığı tartışıyor. Hiç kimsenin kasıtlı olarak planlamadığı, her adımın rasyonel göründüğü bir süreçte, kolektif insan iradesi geri döndürülemez biçimde daralabilir. Borsa bu sürecin somut bir örneği ama aynı dinamik sağlıktan yargıya, eğitimden kamu politikasına kadar uzanan her alanda işleyebilir.
Araştırmacıların sunduğu matematiksel model henüz erken bir adım. Ancak sordukları soru aciliyetini koruyor: İnsanlık, kendi geleceği hakkında karar verebilme kapasitesini ne kadar süre elinde tutabilecek?