Birleşmiş Milletler, 24 Haziran 2024'te "Bilgi Bütünlüğü İçin Küresel İlkeler: Çok Paydaşlı Eylem İçin Öneriler" başlıklı bir belge yayınladı. Genel Sekreter António Guterres, dijital platformlarda bilgi bütünlüğüne dair politika özetini açıklamasından yaklaşık bir yıl sonra, yanlış bilgi, dezenformasyon ve nefret söylemine karşı koordineli uluslararası eylem için bir çerçeve sundu. Belge, Eylül 2024'teki Geleceğin Zirvesi öncesinde üye devletlere bir başvuru kaynağı olarak hazırlandı.
Bu belgeyi önemli kılan, bilgi bütünlüğü kavramını tanıtması değil. Kavramın kendisi yıllardır tartışılıyor. Belgenin asıl katkısı, bu soyut hedefi farklı aktörlere düşen somut yükümlülüklere çevirmesi.
Beş ilke neyi kapsıyor?
Belge, daha sağlıklı bir bilgi ekosistemi için beş ilke tanımlıyor ve hepsinin merkezine insan haklarına bağlılığı koyuyor. İlk ilke olan toplumsal güven ve dayanıklılık, insanların eriştikleri bilginin kaynağına ve güvenilirliğine duyduğu güveni ve toplumların manipülatif müdahalelere direnme kapasitesini ele alıyor. Belge, yapay zekayla üretilen ve gerçek sanılan içeriklerin bu güveni hızla aşındırabileceğine dikkat çekiyor.
İkinci ilke sağlıklı teşvikler, sorunun teknik bir aksaklık değil bir iş modeli meselesi olduğunu vurguluyor. Hedefli reklamcılığa ve içerikten gelir elde etmeye dayanan modeller, kullanıcı davranışını izleyerek etkileşimi önceleyen algoritmaları besliyor. En çok etkileşimi kutuplaştıran ve güçlü duygular üreten içerikler getirdiği için, algoritmalar zararlı içeriği ödüllendirip yaygınlaştırma eğiliminde. Belge, bu yapının dezenformasyon yayanlara finansal fırsat sunduğunu söylüyor.
Üçüncü ilke kamusal güçlenme, bireylerin kendi çevrimiçi deneyimleri üzerinde söz sahibi olmasını, hangi medyayı tükettiklerine bilinçli karar verebilmelerini ve çeşitli güvenilir kaynaklara erişebilmelerini gerektiriyor.
Dördüncü ilke bağımsız, özgür ve çoğulcu medya üzerine. Bu ilke, bilgi bütünlüğünün ancak gazetecilerin güvenle çalışabildiği bir ortamda mümkün olduğunu savunuyor.
Beşinci ilke şeffaflık ve araştırma ise teknoloji şirketlerinin bilginin nasıl yayıldığı ve kişisel verinin nasıl kullanıldığı konusunda şeffaf olmasını, araştırmacılara da bu ekosistemi inceleyebilecekleri veri erişimini sağlamasını öngörüyor.
Sorumluluk tek bir aktöre yüklenmiyor
Belgenin asıl ayırt edici yanı, beş ilkeyi soyut hedefler olarak bırakmaması. Çerçeve, bu ilkeleri yedi paydaş grubu için ayrı eylem çağrılarına bölüyor. Belgede bunlar teknoloji şirketleri, yapay zeka aktörleri, reklam verenler ve diğer özel sektör kuruluşları, haber medyası, araştırmacılar ve sivil toplum, devletler ve siyasi aktörler, bir de BM'nin kendisi olarak zikrediliyor. Bu dağılım, yanlış bilgiyi bireyin doğru kaynağı seçememesinden kaynaklanan bir okuryazarlık sorunu olarak görmekten uzaklaştırıyor ve sorumluluğu ekosistemi şekillendiren aktörlere aktarıyor.
En kapsamlı çağrılar ise teknoloji şirketlerine yöneltiliyor. Belge, şirketlerin güvenlik ve mahremiyeti ürünün tasarımından teslimatına kadar her aşamaya yerleştirmesini, bağımsız üçüncü taraf denetimlere açık olmasını ve içeriğin yapay zeka ile üretilip üretilmediğini açıkça etiketlemesini istiyor. Bir diğer daha köklü öneri, hedefli programatik reklama dayanmayan ve kamu yararına işleyen yeni iş modellerinin araştırılması olarak öne çıkıyor.
Reklam verenlere, dezenformasyondan kazanç sağlayanların finansal teşvikini kesme rolü atfediliyor ve markaların güvenilir gazeteciliği destekleyen mecralarda yer alması öneriliyor. Yapay zeka aktörlerine ise güvenli ve güvenilir tasarımın yanı sıra modellerin halüsinasyon gibi risklerine dair şeffaflık, içeriğin kökenini gösteren filigran ve etiketleme çözümleri, bir de eğitim verisinde kullanılan özgün gazetecilik için adil tazminat çağrısı yapılıyor.
Teyit de yapay zeka destekli süreçlerde şeffaflığı sağlamak için bir yapay zeka atıf sistemi geliştirdi. Yayınlanan içeriklerde yapay zekanın rolünü gösteren AIAS (AI Attribution Standard), haber medyasına ve teyit kuruluşlarına yapay zekayı etik kullanma ve yapay zeka aracılı içeriği açıkça belirtme çağrısının pratiğe dökülmüş bir örneği.
Yapay zeka riski belgenin öngörüsünü doğruluyor
Belgenin 2024'te en çok üzerinde durduğu tehditlerden biri, yapay zekayla üretilen ve gerçek sanılan içeriklerin güven açığını hızla derinleştirme ihtimaliydi. Aradan geçen sürede bu uyarı yerini buldu. Dünya Ekonomik Forumu'nun değerlendirmesine göre yapay zeka ve deepfake içerikler, 2024 ve 2025 seçimlerinde klonlanmış sesler ve sahte kişilik videolarıyla siyasetin olağan bir parçası haline geldi. 2026'ya gelindiğinde ise bu teknolojiler eski teknik kusurlarından arınarak akıllı telefonu olan herkesin erişebileceği bir noktaya ulaştı.
Bu tablo, belgenin sağlıklı teşvikler ilkesinde anlattığı sorunla da örtüşüyor. Etkileşimi önceleyen algoritmalar duygu yüklü ve kutuplaştırıcı içeriği teyit edilemeden yaymaya devam ettikçe, yapay zeka bu içeriği ucuz ve ölçeklenebilir biçimde üretmenin yolunu açıyor.
Yani yapay zeka ve dezenformasyon tehlikesi, çerçevenin işaret ettiği yapısal sorunların üzerine ekleniyor ve ilkeleri hayata geçirmeyi daha az değil, daha acil kılıyor.
Çerçeve teyitçiliği nereye koyuyor?
Çerçeve, teyitçiliği bu geniş resmin içinde özel bir yere koyuyor. Belgenin araştırmacılar ve sivil toplum bölümü, teyitçiler ve teyitçi ağları için ayrı bir başlık açıyor.
Buradaki iki çağrı, teyitçiliğin zaten bildiği ilkelerle örtüşüyor: profesyonel standartlara, yani bağımsızlık, tarafsızlık ve şeffaflığa bağlı kalmak ve fon kaynaklarını ile teknoloji şirketleri, medya ya da sivil toplumla yürütülen işbirliklerini kamuya açıklamak. Bu maddeler, Uluslararası Doğruluk Kontrolü Ağı'nın (IFCN) ilkeleriyle aynı zemine basıyor.
Belge, teyitçiyi yalnızca standartlara uyması beklenen bir aktör olarak görmüyor, aynı zamanda korunması gereken bir aktör olarak konumlandırıyor. Devletlere yöneltilen çağrılarda özgür ve çoğulcu bir medya ortamının güvence altına alınması ve gazetecilerin, medya çalışanlarının ve teyitçilerin ayrımcılık, taciz ve şiddet tehdidine karşı korunması isteniyor. Belge, kadın gazetecilerin maruz kaldığı hedef almalara özel olarak dikkat çekiyor.
Teknoloji şirketlerine de teyitçilerle yürüttükleri işbirliklerini ve sağladıkları fonu açıklama çağrısı yapılıyor. Haber medyasından kamuya referans olacak teyit mekanizmaları kurması isteniyor. Böylece çerçeve teyitçiliği hem bağımsızlığıyla sorumlu tutulan hem de saldırılara karşı kollanması gereken bir kurum olarak iki yönlü biçimde tanımlıyor.
Çerçevenin gücü uygulanmasına bağlı
Bu çerçevenin en çok tartışılan yanı, bağlayıcı olmaması. Belge müzakere edilmiş bir devletlerarası anlaşma değil, gönüllü bir yol haritası. Yine de belge, yanlış bilgi sorununu ele alış biçimi bakımından dikkate değer. Sorumluluğu yalnızca yanlış içeriği gören bireye yüklemek yerine bilgi ekosistemini şekillendiren platformlara, reklam verenlere, yapay zeka aktörlerine ve devletlere dağıtıyor.
Teyitçilik açısından bu, işin tanımını genişletiyor. Yanlışı düzeltmek hala merkezde, ancak çerçeve teyitçiyi aynı zamanda güvenilir bilgiye erişimi savunan ve bu savunmada korunması gereken bir aktör olarak görüyor.