Arama

Select theme:

Azerbaycan ve Türkiye'nin ulusal çıkarlarına karşı faaliyet gösteren Agos gazetesi ve Hrant Dink Vakfı

Türkiye'deki Ermeni diasporasının medya organı olan Agos gazetesi, yakın zamanda "AB kendi çıkarları nedeniyle Azerbaycan'a baskı yapmıyor" başlıklı bir makale yayınladı. Makalede, Avrupa Parlamentosu`nun "Azerbaycan'daki Ermeni Esirler ve Avrupa Birliği'nin Müdahalesinin Gerekliliği" başlıklı bir konferansa ev sahipliği yaptığına vurgu yapıldı. İlginç bir şekilde, Avrupa Parlamentosu'nun Ermenistan'dan sorumlu daimi raportörü Miriam Lexmann`ın sözleriyle, AB'nin Ermenistan'ın ekonomik durumunu ve Avrupa pazarlarına erişimini destekleyerek işbirliğini derinleştirdiği, ancak insan hakları ihlalleriyle ilgili enerji çıkarları nedeniyle Azerbaycan'a yeterince baskı yapmadığı belirtildi. 

Bu tür taraflı bilgilerin yeni olmadığı ve Agos gazetesinin Azerbaycan ve Türkiye konusunda sürekli olarak benzer bir çizgi izlediğini düşünerek Faktyoxla olarak gazetenin kimliğini, arkasındaki güçleri ve neye hizmet ettiğini araştırdık.

Öncelikle, ilk sayısı 5 Nisan 1996'da yayımlanan Agos’un, Türkçe ve Ermenice dillerinde yayınlanan haftalık bir gazete olduğunu belirtelim. Agos (Ermenice: Ապօս), İstanbul'da yayımlanan ve Türkçe ve Ermenice dillerinde yayınlanan haftalık bir gazetedir. Ermenice'deki adı "tohum ekmek veya fide dikmek için açılan çukur/oluk" anlamına gelir. Gazete, 1996 yılında (ilk sayısı genellikle 5 Nisan 1996 tarihli olarak kabul edilir) Hrant Dink, Luiz Bakar, Harutyun Şeşetyan ve Anna Turay'ın da aralarında bulunduğu bir girişim grubu tarafından kuruldu. Agos'un kendi arşiv materyallerinin yanı sıra İngilizce ve Türkçe kaynaklar da bu dört kişiyi ana kurucular olarak listelemektedir. Hrant Dink hızla genel yayın yönetmeni ve ideolojik lider olarak öne çıkarken, Luiz Bakar da kuruluş sürecine katılmıştır.

Gazetenin yayına başladığı ilk yıllarda, yazı işleri kadrosunda Diran Bakar, Luis Bakar, Yetvart Danzigyan, Hrant Dink, Setrak Davuthan, Nıver Lazoğlu, Harut Özer, Sarkis Seropyan, Harutyun Şeşetyan, Anna Turay, Arus Yumul ve Sendi Zürikoğlu gibi isimler yer alıyordu. Bugün gazete hem basılı hem de dijital olarak yayınlanmakta ve uluslararası bir okuyucu kitlesine ulaşmaktadır.

Gazetenin baş editörü Hrant Dink'in 19 Ocak 2007'de FETÖ'nün düzenlediği bir suikast girişiminde öldürülmesinin ardından, sırasıyla Etien Mahçupyan, Robert Koptash ve Yetvart Danzigyan editörlüğü devraldı. (birgun.net)

Uzmanlar, Türkiye'deki Ermeni topluluğunun iki dilli gazetesi "Agos"un ilk yıllarında Ermeni topluluğu ile Türk toplumu arasında bir iletişim kanalı rolü oynamaya çalıştığını söylüyor. Ancak, kurucu ve baş editör Hrant Dink'in liderliğinde sürdürülen bu strateji, ölümünden sonra ciddi değişikliklere uğradı. Uzmanlar bu strateji değişikliğinden bahsederken, gazetenin 25 Nisan 2025 tarihli 1495. sayısını örnek gösteriyorlar. Gazete o gün ilk sayfasında " 110 yıldır bekleyen yüzleşme" başlıklı bir makale yayınladı. 

Aslında, bu başlıkla başlayan sözde "soykırım" iddiaları, o sayının neredeyse her sayfasında yer aldı. Ermenice olarak yayınlanan makalelerden sadece birinin başlığı "Tüm Soykırımların Hesabı adına" olup, bu makale de tarihi tek taraflı yorumlayan, bölücü ve kışkırtıcı ifadeler içermektedir. 

 

Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin hızlandığı bir dönemde, Agos gazetesinin sadece normalleşme sürecine değil, savunduğu temelsiz iddiaları sürekli gündeme getirerek Türkler ve Ermeniler arasındaki iletişime de zarar verdiğini belirtmemiz gerekir

Örneğin, gazetenin 17 Kasım 2024 (1473) tarihli sayısında yayımlanan, ancak Türkçe çevirisi bulunmayan “Ermenistan, Karabağ Ermenilerinin garantörüdür” başlıklı makale bunun önemli bir kanıtıdır.

Sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti”nin “ombudsmanı” Artak Beglaryan’ın açıklamalarını içeren makalede, “Azerbaycan’ın üçlü deklarasyon kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediği ve Ermenistan’ın “Artsakh Ermenileri” konusunda ana müzakere organı olduğu belirtiliyor.

Ayrıca, Agos gazetesinin sayfalarında klasik intikamcı Ermenilerin söylemlerinin sıklıkla kullanıldığı da görülmekte. Bunun kanıtı, gazetenin 2018 yılında “Ararat’ın Diğer Yüzü” başlığı altında yayınladığı analitik makalelerdir.

Dahası, Agos gazetesinin köşe yazarı Ohannes Kılıçdağ’ın 14 Şubat 2025 tarihli bir yazısında, ASALA terör örgütünün 7 Ağustos’ta Ankara Esenboğa Havalimanı’nda gerçekleştirdiği terör saldırısına atıfta bulunarak, “suçlulara ‘terörist’ demek doğru değil, bu tür ifadeler belirsiz ve manipülatiftir” deniliyor. 1982. Yazısında, “soykırımı” anlamayan Türkleri “cahil” olarak nitelendirdi.  

Soros'a ait "Açık Toplum Enstitüsü" düşünce kuruluşu vakfının desteğiyle "Avrupa İstikrar Girişimi" (ESI) tarafından 2009 yılında hazırlanan "Gerçekle Yüzleşmek: Ermenistan, Türkiye ve Soykırım Tartışması" başlıklı rapor, o dönemde Agos gazetesinin faaliyetlerine özel önem vermektedir. Buna göre, Agos gazetesi, avukat Fahriyya Çetin'in "Büyükannem" adlı kitabının tanıtım kampanyasını yürütmede ve ilk kadın pilot Sabiha Gökçe'nin Ermeni olup olmadığı tartışmasını başlatmada öncüler arasında gösterilmektedir. Ayrıca, 24 Eylül 2005'te İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen "Osmanlı Ermenileri İmparatorluğun Çöküşü Çağında" konferansı da raporun ana noktalarından biridir ve Agos gazetesinin genel yayın yönetmeni Hrant Dink'in konferanstaki konuşmasına özel önem verilmektedir

Gazetenin önde gelen yazarlarından Burcu Karakaş, şu anda "Hrant Dink Vakfı"nda "Türkiye-Ermenistan İlişkileri" diyalog programının koordinatörü olarak çalışmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde yüksek lisans yapan B. Karakaş, şimdiye kadar  "Milliyyet", "Deutsche Welle" ve "Reuters" gibi medya kuruluşlarında çalıştı

Burcu Karakaş, Agos gazetesinde çalışmaya başladığında, ilk röportaj yaptığı kişi Türkiye'de "Kızıl Soros" olarak bilinen Osman Kavala oldu. Bu röportajda Osman Kavala, sözde "Ermeni soykırımı"ndan bahsetmiş ve bu sözde soykırımın ve Ermenilere karşı ayrımcı politikanın Hrant Dink'in öldürülmesinde önemli rol oynadığını iddia etmiştir

Burcu Karakaş, Avrupa Parlamentosu ile ortaklık anlaşması bulunan ve İtalyan Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği, özel vakıflar ve Avrupa kamu ve özel kurumları tarafından ortaklaşa finanse edilen “Osservatorio Balcani Caucaso Transeuropa (OBCT)” düşünce kuruluşuna ait medya için de yazılar yazıyor. Bu arada bir not düşelim: Daha sonra hakkında detaylıca bahs edeceğimiz öncesinde Agos gazetesi ve “Avrupa İstikrar Girişimi”nde çalışmış olan ermeniyanlısı Azerbaycanlı Arzu Geybulla da bu kuruluşun medyasında yazılarıyla yer alıyor

2015 ve 2019 yıllarında Avrupa Birliği'nin “Araştırmacı Gazeteci” ödülüne layık görülen Burcu Karakaş, ayrıca Agos gazetesi için Anadolu'da İslamiyet'e geçtiği iddia edilen Ermenileri araştıran yazar ve gazeteci Avedis Hajiyan ile de röportaj yaptı. Röportajda, hem sorularda hem de cevaplarda Türkiye her yönden suçlanıyor

Burcu Karakaş aynı zamanda "Küresel Araştırmacı Gazeteciler Ağı"nın (GIJN) üyesidir ve bu ağın üyeleri için düzenli olarak webinarler vermektedir

Burcu Karakaş'ın araştırma makalelerini yayınlayan slidstvo info portalının da bu ağın bir üyesi olduğunu belirtmek gerekir. 

Araştırmanın başında, Agos gazetesinin Azerbaycan'a karşı sürekli önyargılarla dolu makaleler yayınladığını fark ettik. Şimdi gelin hep beraber bu konuyla ilgili birkaç örneğe bakalım…

Agos’un Azerbaycan karşıtı faaliyetleri…

Agos gazetesi, Azerbaycan ve Türkiye'yi suçlamayı artık alışkanlık haline getirmiş durumda. Örneğin, gazetenin köşe yazarı Vicken Cheteryan, Azerbaycan Ordusu'nun Eylül 2023'te gerçekleştirdiği bir günlük terörle mücadele operasyonundan bahsederken "Dağlık Karabağ" ve "isyankar bir Cumhuriyetin ölümü"nden söz ediyor ve ardından Türkiye hakkında temelsiz ve paranoyak suçlamalarda bulunuyor: "Türkiye ve onun geniş askeri desteğini hesaba katmadan Azerbaycan'ın saldırganlığını anlamak zor. Görünüşe göre Türkiye, Birinci Dünya Savaşı sırasında işlediği soykırımdan sağ kurtuldukları için Ermenileri affetmedi."

Bu sözlerin gerçekten Türkiye'de yayınlanan bir gazete tarafından yazıldığını hayal etmek bile insanı şaşırtıyor…

Bir başka gerçek. Gazete, Türkiye'de 2012 yılında Hocalı’yı anmak için düzenlenen kitlesel kampanyanın asıl nedeninin 1915 olaylarının tartışılmasını engellemek, bu konuda ortaya atılan iddiaları bastırmak ve konu etrafında bir protesto gücü oluşturarak radikal milliyetçi söylemi güçlendirmek olduğunu iddia ediyor

Ayrıca gazete, Hocalı soykırımı hakkında Ermeniler tarafından uydurulan yalanları sık sık yayınlıyor. Şöyle ki, bir yazısında  Ermeni yanlısı tarihçi Ayşe Hur, görgü tanığı ifadelerini görmezden gelerek, Hocalı soykırımının Azerbaycan askerleri tarafından işlendiğini yanlış bir şekilde iddia etti. 

2012 yılında, Agos’ta yayınlanan  ‘‘Bakü'de MOSSAD ajanları cirit atıyor’’ başlıklı sahte bir haber ayrıca dikkatimizi çekti. Makalede, İran’ın, son dönemde Karabağ konusunda Ermenistan’ı desteklemeye başlaması sebebiyle Azerbaycan ile arası açıldığı, İsrail’in bu anlaşmazlığı kullandığı, Bakü dışındaki bir fabrikada insansız hava araçları için yedek parçaların üçte birini üretmeye başladığı iddia ediliyordu

9 Nisan 2012'de gazeteci Baskın Oran, köşesinde asılsız bir iddiayı dile getirdi: “Bizim basın biraz yazdı, ama nedense gazetecilerin bile duymayacağı kadar: Soydaş Azerbaycan, İran sınırında İsrail’e bir hava üssü verdi”. Oran makaleye kurnazca “Kardeş Azerbaycan'ın son kazığı” adını verdi. 

23 Mayıs 2012'de, İstanbul Aydın Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi (AXCP) başkan yardımcısı Kamil Veli Narimanoğlu, Agos gazetesi aracılığıyla Türkiye-Azerbaycan ve Ermenistan ilişkilerini değerlendirdi ve Azerbaycan'ı tehdit etti.

Narimanoğlu röportajda "Her an toplumsal bir ayaklanma olabilir. Petrol gelirlerinin halkın refahı için kullanılmadığına inanıyorum. Savaş hazırlığı yaptığımız, silahlandığımız, ordu kurduğumuz söyleniyor; bunlar tamamen asılsız iddialardır." dedi. Ayrıca, K. Veli Narimanoğlu'nun sözleri Azerbaycan ve Türkiye arasında fitne tohumları ekme girişiminden başka bir şey değildi.

Eylül 2012'de, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in Paris ziyaretinden önce, Agos gazetesi, Fransa'daki Ermeni diasporasının İlham Aliyev'in Louvre Müzesi'ndeki "İslam Sanatı Salonu" açılışına protesto hazırlığı yaptığını haber haline getirmişti. Haber şu cümleyle sona eriyordu: "Ermeni Dernekleri Federasyonu (CCAF), tüm insan hakları savunucularını ve demokratları 18 Eylül'de saat 18:00'de Azerbaycan Büyükelçiliği önünde toplanmaya çağırıyor." 

Agos gazetesi, yazar Ekrem Eylisli olayında da çok aktifti ve gazetede defalarca Ekrem Eylisli'yi savunan makaleler yayınlandı

Elbette, eğer Agos gazetesinden bahsediyorsak, Arzu Geybulla'dan bahsetmememiz mümkün değil.

2012'de "Halk diplomasisi Azerbaycan-Ermenistan hattında başrol oynuyor" başlıklı makalesiyle utanç verici "halk diplomasisi"ne zemin hazırlayan ve "Barış istemek benim ihanetimdi" başlıklı makalesiyle kendini "mağdur" olarak göstermeye yeltenen Arzu Geybulla, "Gezi Parkı" protestolarından kısa bir süre sonra, 2013'te yazdığı bir makalede Azerbaycan ve Türkiye cumhurbaşkanlarına hakaret etmeyi de unutmuyordu: "Türk hükümetinin Gezi Parkı protestolarına ilişkin bir aydan fazla süredir sergilediği tutum ve yaklaşım, Azerbaycan ve Türkiye'nin gerçekten kardeş ülkeler olduğunu ve bu kardeşlik içinde birçok benzerlik bulunduğunu gösterdi."

Ayrıca, 44 günlük Vatanseverlik Savaşı devam ederken Arzu Geybullaeva'nın "Arti TV"de Agos gazetesi muhabiri Aris Nalcı'nın "Haber Aktuel" isimli programına konuk olduğunu ve yine Azerbaycan'ı suçladığını da belirtmemiz gerekmekte.

Aralık 2023'te Agos gazetesi, "Erken seçimler öncesinde Azerbaycan'da muhalefet temsilcileri üzerindeki baskılar artıyor" başlıklı bir makale yayınladı. Makalede gazeteci Varduhi Balyan, gazeteci Arzu Geybulla'ya Azerbaycan'da son bir ayda bağımsız medya kuruluşlarına yönelik baskılar ve tutuklamalarla ilgili sorular yöneltti.

Gazetenin çeşitli zamanlarda yayınladığı "Azerbaycan'da yargı skandalları sürüyor", " Leyla Yunus'a verilen cezaya AB kurumlarından tepki yağdı", "Azerbaycan 'Yeter’ diyor", "Sen misin Karabağ’a giden" ve "Kumkapı'da Ermeni Patrikhanesi yakınında Azerbaycan bayraklı gösteri" gibi başlıklar, gazetenin Azerbaycan hakkında yalnızca olumsuz görüşler oluşturma çabası içinde olduğunu ortaya koyuyor.

Gazetenin çalışanları Yetvart Danzikyan, Ohanes Kılıçdağı, Alin Özinian, Berge Arabian, Vicken Cheteryan, Pakrat Estukyan, Ronald G. Suny ve diğerleri, sürekli olarak Azerbaycan aleyhine taraflı makaleler yazıyorlar.

Agos gazetesine verilen ödüller ve nedenleri

Agos gazetesinin çalışanlarının bireysel ödüllerine dikkat edelim.

2007 yılında, Alman "PEN" merkezi tarafından verilen "Hermann Kesten" ödülü Agos gazetesine verildi. Verilen bilgilere göre, bir kontrol için 15 Kasım 2007'de düzenlenen etkinlikte Hrant Dink'in eşi Rakel Dink'e de 10 bin euro ödül verildi

Ayrıca, "İrevan Basın Kulübü"nün verdiği bilgilere göre, Ermenistan Cumhurbaşkanı tarafından sanat ve bilim alanındaki başarılarından dolayı verilen yıllık ödüle de layık görüldü. Bu ödülü yine Hrant Dink'in eşi Rakel Dink aldı.

2017 yılındaysa Agos gazetesi ikinci kez Ermenistan Cumhurbaşkanı ödülüne layık görüldü. Bu kez ödül Bagrat Estukyan'a verildi. 

2015 yılında Agos gazetesinin gazetecisi Arat Dink, "The Guardian" gazetecilik ödülüne layık görüldü. Ödül töreninde, "Sansür Endeksi" adlı sivil toplum kuruluşunun başkanı Henderson Mullen, Türkiye'ye karşı sert suçlamalarda bulundu.

Agosun yabancı fonlardan fonlanması ile ilgili vardığımız sonuçlar…  

Önce gazetenin finansmanla ilgili konuşacak olursak, gazetenin ilk genel yayın yönetmeninin ölümünden sonra, gazete çalışanlarının 2007 yılında "Hrant Dink Vakfı"nı kurduğunu ve bu vakfın yurtdışından aldığı hibeler ve büyük miktardaki fonlar sayesinde Türkiye'ye karşı açıkça ayrılıkçı, ulusal egemenliğe yönelik bir girişim ve Türkiye'nin uluslararası imajına darbe vuran projelerin hayata geçirildiğini belirtmemiz gerekir.

Kuruluşun web sitesinin "Destekçiler" (https://hrantdink.org/tr/hakkimizda/destekciler) bölümünde şu kuruluşlar listelenmiştir:

"Sigring Rausing" Vakfı

"Chrest" Vakfı

"Sivil Haklar Savunucuları"

"Etkiniz" Avrupa Birliği İnsan Hakları Destek Programı

"Avrupa'da Demokrasi Vakfı"

"Friedrich Ebert" Vakfı

Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı

"Calouste Gulbenkian" Vakfı

"Gerda Henkel" Vakfı

“Henrich Böll Vakfı” Derneği Türkiye Temsilciliği

Hollanda Krallığı,

“Türk-Fransız” Enstitüsü

Sabancı Üniversitesi İstanbul Siyaset Bilimi Merkezi

İsveç Büyükelçiliği

İsviçre Federal Dışişleri Bakanlığı

“John ve Hasmik Mgridichyan” Vakfı

Norveç Dışişleri Bakanlığı

“Olof Palme” Uluslararası Merkezi

“Hrant Dink Vakfı”nın Azerbaycan ile İlgili Faaliyetleri

Hrant Dink Vakfı'nın Azerbaycan ile ilgili faaliyetlerine değinecek oluesak, ilk önce Vakfın ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü'nün ortaklaşa düzenlediği “Mühürlü Kapı: Türkiye-Ermenistan Sınırının Geleceği Konferansı” isimli etkinliğin 22-23 Kasım 2014 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirildiğini belirtmemiz gerekiyor.

Ahmet İnsel’in (“Kapalı Sınır ve Komşular”) ve Soli Özel’in (“Kapalı Sınır ve Küresel Bağlam”) başkanlığındaki oturumlarda, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki “Karabağ Çatışması” ve bunun Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşme sürecine etkisi ele alındı. Hiç şüphe yok ki, o etkinlikte Azerbaycan, sınırların kapatılmasından kesin olarak sorumlu tutulmuştur.

Bu etkinliğin, “Chrest” Vakfı, “Friedrich Ebert” Vakfı, “German Marshall” Vakfı, Danimarka Uluslararası Kalkınma Ajansı, İsviçre Büyükelçiliği ve Danimarka Dışişleri Bakanlığı'nın “Mymedia” desteklediği proje çerçevesinde gerçekleştiğini özellikle belirtmeliyiz. 

Ayrıca, “Friedrich-Naumann-Stiftung für die Freiheit”, Açık Toplum Vakfı ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politika Merkezi'nin desteğiyle hazırlanan “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi” çalışmasının haftalık, aylık ve üç aylık raporları da, Türkiye -Ermenistan ilişkilerinin bozulmasında Azerbaycan'ı ana aktör olarak göstermektedir.

Nisan 2017'de “Hrant Dink Vakfı”, “Karabağ'da Dört Gün Savaşı ve Azerbaycan, Ermenistan, Türkiye Basınında Ayrımcı Söylem Analizi” başlıklı bir rapor yayınladı. Rapor, Friedrich Naumann Vakfı ve MyMedia/Niras'ın desteğiyle Hrant Dink Vakfı'nın "Nefret Söylemini İzleme" çalışmasının bir parçası olarak hazırlandı. Hrant Dink Vakfı web sitesinde yayınlanan raporun yazarlarıysa Zeynep Arslan, Phil Gamahelyan, Arzu Geybulla ve Sargis Khandanyan'dı. 

Hrant Dink Vakfı, İsviçre Federal Dışişleri Bakanlığı (Sida), Olof Palme Uluslararası Merkezi ve Cross Vakfı'nın desteğiyle, "Sessizliğin Sesi" sözlü tarih serisinin ilk kitabı olan "Türkiye'deki Ermeniler Konuşuyor" adlı yayını 14 Eylül 2021'de Erivan'da tanıttı. O toplantıda yine 44 Günlük Vatan Savaşı sırasında Türkiye'deki Ermenilerin hayatlarının tehlikede olduğu ve bunun başlıca nedeninin Azerbaycan olduğu iddia edildi

Hrant Dink Vakfı, hem ülke içinde hem de dışında uluslararası yatırımcıların desteğiyle bir dizi proje yürütmektedir. Bunlardan biri de Vakıf bünyesinde uygulanan ve temel amacı azınlık hakları ve korunması alanındaki bilgi ve kapasiteyi artırmak olan “Ulusal Azınlık Hakları Akademisi” projesidir.

2023 yılında Hrant Dink Vakfı Bolis Enstitüsü tarafından Avrupa Birliği'nin mali desteği ve İstanbul'daki İsveç Başkonsolosluğu'nun işbirliğiyle hayata geçirilen bu proje, etnik, dini ve dilsel azınlık topluluklarına mensup bireylerin ve ayrımcılığa karşı mücadele eden sivil toplum kuruluşlarının azınlık haklarına erişimini artırmayı amaçlamaktadır. 

Genel olarak, bu tür faaliyetler uluslararası standartlara (BM, Avrupa Konseyi azınlık hakları sözleşmeleri) uygun bir faaliyet olarak görünse de, ancak gerçekte, AB tarafından finanse edilen bu tür projeler devletin iç işlerine müdahale, "azınlıkları kışkırtma" veya "tarihsel revizyonizm" (Ermeni meselesinde olduğu gibi) olarak görünmektedir.

17 Eylül 2025'te, "Azınlık Hakları Akademisi" projesi kapsamında düzenlenen "Göçmen Hakları ve Korunması Yuvarlak Masa Toplantısı"na yerel STK'ların yanı sıra, Avrupa-Afrika'nın batı sınırında (esas olarak İspanya, Fas ve Cezayir arasındaki sınırda) göçmenlerin haklarını savunan İspanyol sivil toplum kuruluşu "Caminando Fronteras" ("Sınırları Aşanlar") ve "İnsan Hakları İzleme Örgütü" çalışanları katılmıştı

İşin garibi "Caminando Fronteras" temsilcisi Helena Maleno Garzón, o yıl "Uluslararası Hrant Dink Ödülü"nü aldı. O, İspanya-Afrika sınırında (Kanarya Adaları, Fas, Cezayir) göçmenlerin haklarını savunan bir aktivisttir. Örgüt ölümleri kayıt altına alıyor, kurtarma operasyonlarını destekliyor ve sınırda yaşanan şiddeti eleştiriyor. “Caminando Fronteras”, sınır bölgelerinde insan haklarının korunması, göçmen ölümlerinin izlenmesi ve ailelere destek konularında çok sayıda rapor yayınlıyor ve rakamları resmi BM rakamlarından daha gerçekçi olduğunu iddia ediyor. Bazı İspanyol ve Avrupa sağcı çevrelerce ise “göçmenleri teşvik etmek”, sınır kontrollerini zayıflatmak ve “çekim faktörü” yaratmakla suçlanıyor.

Ayrıca, Hrant Dink Vakfı, Ermenilerin Anadolu'da sürekli olarak yaşadığını ve bu toprakların asıl sakinleri olduğunu kanıtlamayı ve “nesillerdir bu topraklarda yaşayan toplumların yarattığı somut ve soyut kültürel mirası korumayı, belgelemeyi, tanıtmayı ve görünür kılmayı” amaçlayan “Kültürel Miras Programı” adlı bir proje yürütüyor

Bu proje, Vakfın diğer projeleriyle (azınlık hakları akademisi, göçmen hakları, tarih programları) birlikte insani ve kültürel savunuculuk kisvesi altında yürütülmektedir, ancak siyasi etkileri çok daha büyüktür. Proje, bu alandaki uzmanlar tarafından tarihsel anlatıyı değiştirmek veya Ermeni iddialarına (yerleşim, toprak ve mülk sorunları) zemin hazırlamak olarak değerlendirilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda (1915 olayları) Ermeni toplumunun kaderinin Türk resmi tarih yazımında hassas bir konu olduğu bilinmektedir. Bu program, "yerleşimin mevcudiyetine" ve ‘‘sürekli katılıma’’ vurgu yaparak "Ermeni kültürel mirasını" (kiliseler, okullar, mimari) öne çıkarmaktadır. Vakfın diğer projeleriyle (azınlık hakları, göçmenler, tarih programı) birlikte, Ermeni bakış açısını güçlendirmek için bir temel olarak görülmektedir. Yabancı fonlarla desteklenen bu tür programlar, yerel egemenliğe ve ulusal hafızaya müdahale olarak algılanmaktadır. Özellikle Ermeni diasporası ve uluslararası kuruluşların "soykırım" iddialarını güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Ayrıca, Hrant Dink Vakfı, Türkiye'nin çok kültürlü mirasını ve çok katmanlı yapısını keşfetmek isteyen kullanıcılar için kişisel bir seyahat rehberi olarak tasarlanan ve Türkçe ve İngilizce olarak kullanılabilen “KarDes” adlı mobil uygulamayı piyasaya sürdü.

“KarDes” uygulaması, kullanıcılarına Türkiye'deki 2.000'den fazla çok kültürlü yapının yerini ve tarihini keşfetme, çeşitli mahallelerde yürüyerek orada yaşamış insanların hikayelerini dinleme ve mahallelerin ve yerlerin eski fotoğraflarını görme fırsatı sunuyor. “KarDes” uygulamasının kullanıcıları, kiliseler, sinagoglar, camiler, okullar, hastaneler, mezarlıklar gibi birçok yapıyı içeren kültürel miras envanterini keşfedebilirler. Çok kültürlü mirası görünür kılan rotalarda yürüyerek ünlü sanatçıların seslerinden şehirlerin gizli hikayelerini dinleyebilir ve bu yerlere gitmeden turlar yapabilirler. Bu proje, “Chrest” Vakfı, Calouste Gulbenkian Vakfı ve Türkiye-Almanya İşbirliği Teşkilatı tarafından desteklenmiştir

Proje, Ermeni ve diğer gayrimüslim toplulukların mirasını vurgulayarak, Anadolu'nun Osmanlı/Türk öncesine veya çok kültürlü doğasına işaret ediyor ve böylece "ulusal hafızayı değiştirme" veya "azınlık anlatısını güçlendirme" gibi gizli gündemleri yayıyor. Calouste Gulbenkian Vakfı gibi Ermeni diasporasının önde gelen isimlerinin projeye dahil olması ise bu şüpheleri daha da artırıyor.

"Hrant Dink" Vakfı bünyesinde kurulan "ASULIS" Dil, Diyalog, Demokrasi Laboratuvarı, ayrımcılıkla mücadeleye, söylem araştırmalarına ve bu alandaki araştırmaları desteklemeye adanmış Türkiye'nin ilk sosyal bilimler laboratuvarıdır. 2009 yılından beri devam eden ve başlangıçta kavramsal tartışma, eğitim, medya, hukuk ve politikaya odaklanan Hrant Dink Vakfı'nın "Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi" projesine dayanan ASULIS, söylem araştırmaları alanında disiplinlerarası bir yapı olmayı hedefliyor.

Hrant Dink Vakfı bünyesindeki "ASULIS - Dil, Diyalog, Demokrasi Laboratuvarı" tarafından düzenlenen "İşbirliğine Yenilikçi Yaklaşımlar: Afrika ve Orta Avrupa Örneği" başlıklı panel, 27 Haziran 2019 tarihinde "Anarad Higutyun Binası"nın "Havak" salonunda gerçekleştirildi. Akademisyen ve insan hakları savunucusu Laden Yurtagüler'in moderatörlüğünü yaptığı panele, Uluslararası Ulusal Azınlıkların Hakları Grubu Afrika Bölge Direktörü Agnes Kabajuni ve Avrupa Roman Hakları Merkezi insan hakları savunucusu Atanas Zahariev katıldı. Proje, Hrant Dink Vakfı, İsveç merkezli "Olof Palme" Uluslararası Merkezi ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politika Merkezi işbirliğiyle ve Avrupa Birliği'nin desteğiyle hayata geçirildi

Ayrıca, Hrant Dink Vakfı'nın aynı proje kapsamında 2019-2021 yılları arasında "Sivil Toplumu Güçlendirme" Hibe Programını uyguladığını da belirtmek gerekir. Hibe programı, Türkiye'de insan haklarını ve demokrasiyi güçlendirmeyi, hak ve özgürlükleri korumayı ve karşılıklı anlayış, diyalog ve güven oluşturma yoluyla farklı etnik, sosyal ve siyasi gruplar arasında birlikte yaşamı teşvik etmeyi amaçlamaktaydı. İnsan hakları, çocuk, genç, azınlık ve engelli hakları, ekoloji ve kentsel çalışmalar, göç ve mülteci çalışmaları, kültür çalışmaları, sivil toplumun güçlendirilmesi, toplumsal cinsiyet ve kadın hakları alanlarında faaliyet gösteren 29 şehirden 148 kurum hibe programına başvurdu. Bağımsız bir seçici kurul tarafından yapılan değerlendirmenin ardından, Ankara, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, İstanbul, İzmir ve Kars'taki 15 projeye, azınlık hakları, çocuk ve genç çalışmaları, çevre hakları, toplumsal cinsiyet, STK'ların güçlendirilmesi, göç ve mülteci çalışmaları, insan hakları, kültür çalışmaları ve medya alanlarındaki projelere destek olmak üzere toplam 1.199.617,17 Euro hibe verildi.

Eylül 2011'de Hrant Dink Vakfı, Galata Fotoğrafçılık Akademisi, Free Press Unlimited ve Gümrü Gençlik Girişim Merkezi, Hollanda Başkonsolosluğu ve İngiliz Büyükelçiliği ile birlikte "Ermenistan ve Türkiye Arasındaki Diyaloğu Güçlendirmek İçin Multimedya" projesini hayata geçirdi. Projenin amacı, Ermeni ve Türk halkları arasındaki yakınlaşmaya ve iki ülke arasındaki barışçıl ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunacak belgeseller üretmekti

Ayrıca, aynı yıl Hrant Dink Vakfı tarafından başlatılan "Anadolu Ermenilerinin Sözlü Tarih Projesi", İsveç Konsolosluğu ve Fransız Büyükelçiliği'nin desteğiyle hayata geçirildi. 2011 yılında araştırma ekibi İstanbul ve Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde 40 Ermeni ile görüşme yaptı ve proje yıl sonunda "Sessizliğin Sesi - Türkiye'deki Ermeniler Konuşuyor" adlı kitap olarak yayımlandı. Kitabın Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmasının ardından, 2012 yılında İstanbul, Diyarbakır, Lübnan, New York, Los Angeles, New Jersey, Montreal, Toronto ve Erivan'da Diyarbakır kökenli Ermenilerle yapılan görüşmelere odaklanıldı. Bu görüşmelerin sonucu olarak ise "Sessizliğin Sesi" serisinin ikinci kitabı yayınlandı. 2013 yılında İstanbul, Ankara, Avusturya ve Fransa'da yaşayan Ankara kökenli Ermenilerle görüşmeler yapıldı. Yıl sonunda "Sessizliğin Sesi III - Ankara'dan Ermeniler Konuşuyor" kitabı yayınlandı. Ekim 2013'te başlayan "sözlü tarih" projesi bu kez İzmit (Bardizag-Armash) Ermenilerine odaklandı. Görüşme ekibi, araştırmacı ve yazar Arsen Yarman'dan ilk eğitimlerini aldı ve bu eğitim sırasında bölgenin tarihi süreci hakkında bilgilendirildi. Araştırmacı ve yazar Zekarya Mildanoğlu'nun verdiği ikinci eğitim oturumunun ardından, görsel materyaller aracılığıyla İzmit ve bu bölgedeki Ermenilerin tarihi hakkında yeni bilgiler edindiler. Yıl boyunca bölgenin tarihi, bölgedeki Ermenilerin varlığı, sözlü tarih metodolojisi ve uygulamalı eğitimler devam etti. Alınan röportajlardan bazıları, serinin dördüncü kitabı olarak Ekim 2015'te yayınlandı.

Bu projenin amacı, Türkiye'deki Ermeni topluluklarının kişisel öykülerini, anılarını ve deneyimlerini toplamak, belgelemek ve yayınlamaktı. Bu bir nevi sözde “sessizliği” kırmak ve Anadolu'daki Ermeni varlığını ve tarihini görünür kılmak olarak ta algılanabilir.

Bu proje, “Kültürel Miras Programı” ve vakfın diğer faaliyetleriyle tamamen uyumludur. Bununla birlikte, 1915 olaylarına ve sonraki dönemlere Ermeni bakış açısından ışık tutmayı, Türkiye'nin resmi tarih yazımına alternatif oluşturmayı ve yabancı destekle (İsveç, Fransa) Türkiye içindeki Ermeni meselesini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Röportajların Lübnan, ABD, Kanada, Ermenistan gibi yerlerde yapılmış olması ve uluslararası Ermeni ağlarıyla bağlantıların gösterilmesi, 1915 olaylarının Ermeni "tanıklarının" halefleriyle yapılan bir diyalog olarak algılanmaktadır. Bu, (dünya genelinde birçok azınlık veya ezilen grup için kullanılan) klasik bir "sözlü tarih" yöntemidir. Bu tür projeler ayrıca insani yardım çalışmalarından ziyade jeopolitik araçlar olarak da görülmektedir.

‘’Yok Edilen Medeniyet: Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemlerinde Gayrimüslim Varlığı’’ başlıklı konferans, Hrant Dink Vakfı tarafından Boğaziçi, İstanbul Bilgi ve Sabancı Üniversiteleri iş birliğiyle ve Khaç Vakfı, Fransa Büyükelçiliği, Friedrich-Ebert-Stiftung Türkiye Ofisi ve İstanbul Politika Merkezi'nin desteğiyle 20-21 Kasım 2015 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlendi

Konferans, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında gayrimüslim toplulukların (başta Ermeniler, Rumlar, Yahudiler) servetlerinin yok edilmesi, mülklerine el konulması ve ekonomik ve kültürel kayıplarla ilgili çeşitli iddiaları inceledi.

Vakfın diğer projeleriyle (azınlık hakları akademisi, kültürel miras programı, göçmen hakları) birlikte bu konferans, sistematik olarak şunlara dikkat çekmeyi amaçlamaktadır:

- Anadolu'daki gayrimüslim toplulukların tarihsel katkıları ve kayıpları;

- 1915 Ermeni olayları, 1920'lerdeki mülkiyet yasaları, “Servet Vergisi” (1942), 1964 “Grem Sürgünü” gibi olaylar;

- Modern Türkiye'de çokkültürlülüğün ve azınlık haklarının eksikliği.

Bu tür başlıklar  “tarihsel çarpıtma”, “Ermeni lobisinin etkisi” veya “yabancı güçlerin iç işlerine müdahalesi” olarak değerlendirilmeli ve uluslararası düzeyde yabancı destekle (Fransız Büyükelçiliği, Alman Vakfı) “soykırım” anlatısını güçlendirmek olarak yorumlanmalıdır. Bu tür çalışmalar uluslararası tarih yazımında normaldir. Ancak Türkiye'de bu konular devlet politikası ve ulusal hafıza ile yakından ilişkilidir. “Yokedilmiş Medeniyet” başlığı güçlü bir duygusal ve siyasi yük taşımaktadır. Vakfın 2019 Kayseri konferansının mahkeme kararıyla yasaklanmasının ana nedeni de direk bu tarz tehlikeli yaklaşımlardır.

7-8 Ekim 2016 tarihlerinde, "Hrant Dink Vakfı" tarafından "Hamazkayin" Ermeni Eğitim ve Kültür Derneği iş birliğiyle, "Calouste Gulbenkian Vakfı" ve İsveç Başkonsolosluğu'nun desteğiyle düzenlenen "21. Yüzyılda Ermeni Kimliğine Eleştirel Yaklaşımlar: Kırılganlık, Direnç ve Dönüşüm" başlıklı uluslararası konferans yine yurtdışındaki Ermeni vakıflarının ve yabancı ülkelerin desteğiyle gerçekleştirilen etkinliklerden biriydi. 

Bu etkinlikten bir ay sonra, "Hrant Dink Vakfı" tarafından Fransız Büyükelçiliği, Friedrich Ebert Vakfı Türkiye Delegasyonu ve "Vatandaş Düşüncesi" AB Programı'nın desteğiyle düzenlenen "Van ve Çevresinin Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Tarihi" başlıklı uluslararası konferans, Hrant Dink Vakfı'nın "Anarad Higutyun" binasının "Havak" salonunda gerçekleştirildi. Büyük ilgi uyandıran konferans, Hrant Dink Vakfı'nın internet sitesinde yayınlandı.

Bu konferans aynı zamanda vakfın "Tarih Programı"nın açık bir etkinliği olup, önceki projelerle aynı doğrultudadır. Osmanlı döneminde ciddi bir Ermeni nüfusunun yaşadığı bölgelerden biri olan Van bölgesi, 1915 olayları açısından oldukça tartışmalı bir konudur. Konferans, "hafıza çalışması" ve "milliyetçi olmayan tarih" anlayışını açıkça teşvik etme amacıyla düzenlenmektedir. Konferansa katılan akademisyenlerin çoğu, "Ermeni soykırımı" anlatısını kabul eden veya araştıran kişilerdir. Bu nedenle, konferans Türk medyasında tarihin çarpıtılması, "yabancı güçlerin" (Fransa, Alman fonları, AB) desteğiyle Türkiye'ye karşı bir bilgi savaşı olarak değerlendirilmiştir. Fransa gibi ülkelerin "soykırım" yalanını kabul etmesi ve Ermeni lobisiyle olan bağları bu şüpheleri güçlendirmektedir.

Belki de bu yüzdendir ki, Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından 2008 yılında "çatışmaları önleme, kültürler arası diyaloğu teşvik etme ve sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirme çabalarını desteklemek" misyonuyla kurulan Chirac Vakfı, "2017 Chirac Çatışma Önleme Ödülü"nün Hrant Dink Vakfı'na verildiğini duyurdu.

Vakıf ayrıca, “Calouste Gulbenkian” ve “Chrest” vakıflarının desteğiyle “Hrant Dink Vakfı Kütüphanesi”nin kurulması sürecini de başlatmıştır. Buna ek olarak, Haygazian Üniversitesi, Hamazkayin Ermeni Eğitim ve Kültür Derneği, “Gomidas” Enstitüsü, “Aras” Yayınevi ve Türk İş Bankası gibi büyük kurum ve kişilerden bağışlar alınmış olup, yeni bağışlarla kaynakları zenginleştirme süreci devam etmektedir

“Hrant Dink Vakfı”nın “Batı Ermeni Dili ve Kültürü” programları, yıllardır “Calouste Gulbenkian” Vakfı'nın finansmanıyla düzenlenmektedir. Örneğin, bu işbirliğinin ilk yaz programı 11 Temmuz-12 Ağustos 2016 tarihleri ​​arasında İstanbul'da gerçekleştirilmiştir. Üç seviyeden oluşan programda, 18 katılımcı hafta içi her gün 10:00-13:00 saatleri arasında dil kurslarına katılmıştır. Sarin Akbaş, Sevan Değirmenjian ve Nareg Seferian adlı üç öğretmen tarafından verilen dersler, tüm yeni başlayanlara “Batı Ermenicesi” dilini okuma ve dinleme fırsatı sunarken, orta seviyedeki katılımcılar da dil becerilerini geliştirebildiler.

“Batı Ermenistan” terimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun doğu toprakları (bugünkü Doğu Türkiye) için Ermeni ulusal anlatısında kullanılan tarihi isimdir. Program, bu dili ve kültürü (1915 olaylarından önce ve sonra Ermeni yaşamı) öğretmeyi ve korumayı amaçlamaktadır. Amaç, Türkiye'de Ermeni kimliğini güçlendirmek, 1915 olaylarını “soykırım” anlatısıyla tanıtmak ve genç nesiller arasında “Batı Ermenistan” bilincini korumaktır. Bu proje insani/kültürel bir proje olarak görünse de, ulusal güvenlik ve tarihi hafıza açısından Türkiye için açık bir tehdittir.

Hrant Dink Vakfı, ABD'nin Ermenistan Büyükelçiliği ve Chrest Vakfı'nın desteğiyle, 24 Haziran - 10 Temmuz 2019 tarihleri ​​arasında MEF Üniversitesi ve Ermenistan Ulusal Mimarlık ve İnşaat Üniversitesi'nden (NUACA) 26 mimarlık öğrencisi için bir yaz okulu düzenledi.  Her iki ülkeden öğrenciler, Ermenistan'a Doğrudan Yardım Derneği'ne (DAA) bağlı bir hastanenin eğitim merkezindeki bir oyun alanı için bir oyun alanı tasarlayıp inşa ettiler.

Tesis, kronik hastalıkları olan 2-17 yaş arası çocuklara ev sahipliği yapıyor. MEF Üniversitesi'nden akademisyenler Avşar Karababa Erecir ve Sibel Yasemin Özgan ile NUACA'dan Artur Yeghikyan ve Grigor Babajanyan, üç hafta boyunca öğrencilerle birlikte çalıştı ve onlara rehberlik etti.

"Sahne Arkası: Bir Tiyatro Anısı, Hagop Ayvaz" sergisi de Hrant Dink Vakfı'nın öncülüğünde, Türk Tiyatro Vakfı ve Yapı Kredi Kültür ve Sanat Yayınevi iş birliğiyle, Chrest Vakfı, Hollanda Krallığı Başkonsolosluğu ve Fransa Büyükelçiliği'nin desteğiyle, 15 Aralık 2020 - 21 Şubat 2021 tarihleri ​​arasında Yapı Kredi Kültür ve Sanat Müzesi'nde sergilendi

2023 Hrant Dink Ödülleri'nin destekçileri arasında Almanya'daki Heinrich Böll Vakfı'nın Türkiye Temsilciliği, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politika Merkezi, "Vatandaş Hakları Savunucuları" (İsviçre) adlı sivil toplum kuruluşu, Fransa Büyükelçiliği ve Türkiye'deki Fransız Enstitüsü yer aldı.

18-19 Ekim 2019 tarihlerinde "Hrant Dink Vakfı"nın "Anarad Higutyun" binasının "Havak" salonunda yapılması planlanan ancak daha sonra ertelenen "Kayseri ve Çevresi: Sosyal, Kültürel ve Ekonomik Tarih" başlıklı konferansta yer alan materyalleri bir araya getiren e-kitap, etkinliğin "Hrant Dink Vakfı" tarafından organize edilmesine rağmen, Avrupa Birliği Sivil Toplum Programı, STGM STK Kaynak Merkezi, Fransa Büyükelçiliği ve "Calouste Gulbenkian" Vakfı'nın desteğiyle gerçekleştiğini göstermektedir

17 Haziran 2021'de Hrant Dink Vakfı, Türkiye, Ermenistan ve Birleşik Krallık'tan sivil toplum sektörünün önde gelen isimlerini "Türkiye-Ermenistan İlişkilerinde Sivil Toplumun Rolü" başlıklı çevrimiçi bir tartışmada bir araya getirdi. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'nda Sosyal Politika Doçenti ve Atlantik Akademisyenleri Sosyal ve Ekonomik Eşitlik Programı Genel Müdürü Armine Işkanyan'ın moderatörlüğünde gerçekleşen tartışmaya, Anadolu Kültür Genel Müdürü Asena Günal, Sivil Toplumu Güçlendirme Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Levent Korkut ve Ermenistan'daki Avrasya Ortaklık Fonu (EPF) Genel Müdürü Gevorg Ter-Gabrielyan katıldı. Bu çevrimiçi etkinliğin, Chrest Vakfı, İsviçre Federal Dışişleri Bakanlığı (SIDA) ve Olof Palme Uluslararası Merkezi'nin desteğiyle mümkün kılındığı belirtilmelidir

17-18 Kasım 2023 tarihlerinde, "Hrant Dink Vakfı"nın "Anarad Hiğutyun" binasının "Havak" Salonu'nda düzenlenen "Cumhuriyetin 100. Yıldönümü Azınlık Hakları Konferansı", Avrupa Birliği ve Ankara'daki Fransa Büyükelçiliği'nin desteğiyle "Hrant Dink Vakfı" tarafından organize edildi

Dolayısıyla, Hrant Dink Vakfı ve kurucu gazetesi Agos'un 30 yıllık süreci, Türkiye ve bölgedeki farklı toplumlar arasında diyalog, çokkültürlülük ve insan hakları için bir platform olarak sunulurken, aynı zamanda derin siyasi-jeopolitik çelişkilerin ve farklı ulusal anlatıların çarpışma noktasıdır.

Vakfın hayata geçirdiği projeler (Azınlık Hakları Akademisi, KarDes uygulaması, ASULIS Laboratuvarı) ilk bakışta liberal-demokratik ilkeler, uluslararası sözleşmeler ve insani değerlere dayanmaktadır. Ancak, bu projelerin neredeyse tamamı Batı fonları, Avrupa Birliği yapıları ve Ermeni diasporasının etkili örgütleri (örneğin, Calouste Gulbenkian Vakfı) tarafından finanse edildiğinden, projelerin büyük çoğunluğu devletin iç işlerine müdahale ve egemenliğe tehdit olarak değerlendirilmeye açıktır.

1915 olaylarının ve Osmanlı döneminin Ermeni bakış açısıyla konferanslar ve "Kültürel Miras Programı", "Anadolu Ermenilerinin Sözlü Tarihi" ve "Yıkılmış Medeniyet" gibi yayınlar aracılığıyla sunulması, Türkiye'nin resmi tarih tezleriyle doğrudan çelişmektedir. Bu faaliyetler, eleştirmenler tarafından Türkiye'nin homojen ulusal kimliğini zayıflatmayı ve gelecekteki "toprak/mülkiyet iddiaları" için zemin hazırlamayı amaçlayan entelektüel bir altyapı olarak nitelendirilmektedir.

Vakfın ve Agos gazetesinin Türk-Ermeni sınırlarının açılması, Karabağ çatışması ve savaş sonrası döneme ilişkin faaliyetleri de açıkça tek taraflı tutumlarının olduğunu göstermektedir. Sınırların kapatılması ve bölgedeki gerilimden Azerbaycan'ın açıkça sorumlu tutulması, 44 Günlük Vatan Savaşı'ndan sonra Türkiye'deki Ermenilerin güvenlik sorunlarından Bakü'nün sorumlu tutulması ve basında Azerbaycan karşıtı kampanyaların düzenlenmesi, Vakfın tarafsız bir insan hakları savunucusu olarak rolünü ciddi şekilde şüpheye düşürmektedir.

Sonuç olarak, Hrant Dink Vakfı ve Agos gazetesi, geniş bir yabancı bağışçı ağı aracılığıyla bölgesel ölçekte azınlık hakları kisvesi altında faaliyet gösterse de, faaliyetleri Türkiye ve Azerbaycan'ın ulusal güvenlik çıkarlarına karşıdır ve Ermeni lobisinin, aynı zamanda bölgedeki uluslararası güçlerin jeopolitik çıkarlarına hizmet eden organize propaganda ve etki araçlarıdır.

Benzer Makaleler: