Kısa bir süre önce eski Türk yurtlarından olan İrevan’ı ziyaret etmiş ve ziyaretle ilgili izlenimlerini İstanul’da Ermenice ve Türkçe yayınlamış İra Tzourou’nun ‘‘Eski Yerevan’dan kalan yegâne kanıt: Kond’’ isimli makalesi  Türkiye’deki Ermeni azınlığının ve aynı zamanda Ermenistan’daki Ermenilerin hem teeccübüne, hem de hiddetine neden oldu. Zira, anne taraftan Ermeni, baba taraftan Yunanlı olduğunu söyleyen, 44 günlük II Karabağ Savaşı sırasında attığı tweetlerde Azerbaycan askerlerine karşı kin ve nefret kusan, İslam ve sanat bilimci olduğunu iddia eden, Türkiye’de hapishaneden kaçarak Yunanistan’a sığınmış, Yunanistan’da da “istenmeyen kişi” ilan edilmiş Ermeni dilbilimci Sevan Nişanyan’ın eşi İra Tzourou bu ziyaret izlenimleriyle İrevan’ın ve Batı Azerbaycan’ın en eski Azerbaycan ve Türk yurdu olduğunu, bu topraklara sonradan gelen Ermenilerinse burdakı izlerimizi silmek adına neler yaptıklarını “Agos” gazetesinin okurlarına ulaştırdı.

Sayın İra Tzourou diğer Ermenilerden farklı olarak şuan İrevan’da Atina’da Plaka, Paris’te Montmartre, Viyana’nın, Prag’ın, Varşova’nın tarihi merkezleri gibi tarihi şehirlerin bulunmadığına dikkat çektikten sonra, sadece şehrin merkezinde birkaç eski yapının varlığından bahsediyor ki, o binalar da XIX yüzyıla ait binalardır. Sanat bilimci haklı olarak hem kendisine, hem de okurlarına şu sotuyu soruyor: eğer İrevan 2800 yaşındaysa, o zaman nerde bu 2800 yaşı olan yapılar?!

Yazar bir önemli hususu da özellikle vurguluyor: Ermenistan’da Sovyetler geldikten sonra mimar Aleksandr Tamanyan’ın İrevan’ı Azerbaycan Türk kimliğinden uzaklaştırmak amacıyla Sovyet mimari uslubunda inşa etmiş olduğu Sovyet İrevanın’da geçmişten günümüze sadece şuan Ermenilerin “Kond” diye isimlendirdikleri “Tepebaşı mahellesi” ulaşmış. İrevan Hanlığı döneminde dört mahalleden (Kale, Şehir, Tepebaşı ve Demirbulak) oluşan İrevan şehrindeki mahallelerin sadece isimlerine bile baksanız, buranın tarihi bir Azerbaycan şehri olduğunu göreceksiniz.

Sanat bilimci İra Tzourou ne gariptir ki, bu mahallelerin her birinin ismini zikrediyor, belki de zikretmek zorunda kalıyor, zira başka türlü 2800 yaşlı İrevan’ın tarihini araştıramazdı: “Müslümanlar ona Tepebaşı, Ermeniler ise Kond derlermiş. İran egemenliği döneminde Tepebaşı, Yerevan’ın üç ana mahallesinden biriydi. Şahar, Demir Bulağ (Karahank) ve Tepebaşı (Kond), işte Yerevan’ın arayıp bulamadığımız eski mahalleleri.”

Makalede "Tepebaşı mescidi"yle ilgili özel bir not ta düşülmüş. Yazar şunu Mescitle ilgili şunu söylüyor: “Tepebaşı Camii muhtemelen Safevi hanedanı döneminde 1687’de inşa edilmiş, demek ki Yerevan’daki en eski yapılardan biri. Bugün sadece bir buçuk metre kalınlığındaki duvarları ve dış çevre çitinin bazı bölümleri ayakta duruyor.”

 "Tepebaşı mescidi"’nin önceki durumu

  "Tepebaşı mescidi"’nin şuanki durumu

 

 Fakat yazıda dikkatimizi çeken bir diğer önemli husus ta, sanat bilimcinin nedense  İrevan’ın tarihi mahalleleriyle ilgili konuştuğu zaman ısrarla Kale mahallesi’nden hiç bahsetmiyor. Herhalde sayın sanat bilimciye İrevan şehrinin Kale mahallesini inşa eden Revankulu Han’ın ismine uygun olarak önce Revan, daha sonraysa İrevan diye isimlendirildiğiyle ilgili hiçkimse bir şey anlatmamış. Kalede 8 mesçit, 800 ev varmış, burdaysa sadece Azerbaycanlıların yaşadığı birer gerçektir. Daha sonraysa Osmanlı-Safevi savaşı sırasında yerlebir edilmiş olan kale duvarlarını 1582 1583 yıllarında  Osmanlı komutanı Ferhad Paşa onarıyor.

Osmanlı gezgini ve tarih bilimcisi Evliya Çelebi İrevan kalesinin inşasıyla ilgili şunu söylüyordu: "Hicri 915 yılında (miladı 1510-1511 yılında ) Şah İsmayıl Sefavi veziri Revankulu Han’a Zengi nehrinin kıyısında bir kale inşa etmesini emretti. Kalenin inşası yedi sene sonra son buldu." (Kaynak)  

Fransız seyyahı Jan Şarden (XVII yüzyılın ikinci yarısı) İrevan kalesini bağımsız bir şehre benzetmişti. Onun yazdığına bakılırsa, kalenin içinde 800 ev var idi, kalenin halkı yalnız Müslümanlardan oluşmaktaydı. Ermeniler kaleye gündüz vakti ticaret amacıyla geliyor, geceleriyse orayı terkediyorlardı.   

Yazının en önemli itiraf cümlesi herhalde, bu cümledir: O dönemde yerli Ermeni nüfus var mıydı, oranı neydi, bilmiyoruz.

Yazara en güzel cevabıysa biz Kafkasya’daki Rus basınında sık sık imzasını gördüğümüz yazarlardan birisi olan Stepan Pavloviç Zelinski’den öğreniyoruz. ("İrevan şehri" isimli 54 sayfalık makalesi) Onun İrevan progimnazyumunun hazırlık sınfının hocası olarak bu şehirde çalıştığı dönemlerde İrevan şehrinde tutanağını tuttuğu 7 mahalleden beşinin ismi Azerbaycan Türkçesinde: Tepebaşı mahallesi, Şehir mahallesi (Merkez), Hanlıkbağ mahallesi, Demirbulak, Derekend mahallesi. Hemin makalede belirtilen Malakan mahallesi, isminden anlaşılacağı üzere, zamanında İrevan şehrine getirilmiş Malakanlara özgüdür. Ermenilerin yaşadığı Çolmakçı mahallesiyse daha önce ayrıca şehir etrafında bir köy gibi mevcut olmuş, 1843 yılında İrevan’a katılmıştı. Makalede "Nortskiy kvartal" diye belirtilen alansa Türkmençay Antlaşması’ndan sonra İran ve Osmanlı’dan getirilmiş Ermenilerin iskanı için kurulmuş yeni mahalleden başka bir şey değil. (Kaynak)

 

Yazar İra Tzourou Tepebaşı mahallesiyle ilgili izlenimlerini okurlara aktarırken, mahallede mevcut olan “Surp Hovannes” Kilisesi’nden bahsediyor ve aynı kilisenin Orta Çağ’da da mevcut olduğuna vurgu yapıyor. Oysa, tarihbilimci Nazim Mustafa “İrevan şehri” kitabında “Şehirde mescitlerle beraber mevcut olan Pogos-Petros ve Katogke Kiliseleri zamanında Hıristiyan misyonerlerin parasıyla inşa edilmişti ve amaç Ermenilerin şehre gelmelerini sağlamaktan başka bir şey değildi.” – diye yazıyor. Yani,o bölgede eski dönemlerde hiçbir zaman “Surp Hovennes” Kilisesi mevcut olmamıştır.

Mahalledeki yapıtlarda mevcut olan Doğu kimliğinin Fars kültürü olarak sunulmasına gelinceyse, biz artık Ermenilerin ve onlara arka çıkanların bu tür yaklaşımlarına alıştık. Örneğin, sayın İra Tzourou kesin biliyordur, İrevan şehrindeki camiilerden sadece Gök Mesçit günümüze “sağ-salim” ulaşmış durumda. O camii de birkaç sene önce “onarılarak” tarihi sahteleştirildi ve şuan “Fars camiisi” olarak tanıtılıyor.   Ya da geçen sene İrevan’da Azerbaycan mimarisinin eski örneklerinden birisi olan Serdar Sarayı’nın harabeleri ortaya çıkmıştı. Saray tesadüfen Rusyalı gazeteci tarafından ortaya çıkarılmış, fakat Rus basınına yine ‘‘yanlışlıkla’’ Fars kültürünün bir örneği olarak sunulmuştu.( Kaynak)

Sanat bilimci İra Tzourou’nun “Agos” gazetesinde yayınlanmış sefer izlenimleri İrevan’ın tarihi mahallelerinden olan Tepebaşı’nın Ermenilerle bir bağının olmadığının bilinmesi açısından çok önemli. Yazarın da belirttiği üzere, başkentte yaşayan Ermeniler onların olmayan bir şehirde yaşadıkları için eski İrevan’dan anı olarak günümüze kadar ulaşmış olan Tepebaşı mahallesinden utanıyor ve onunla yüzleşmek dahi istemiyorlar. Her ne kadar bazı kusurları olmuş olsa bile, bu sefer izlenimlerini olumlu bir durum olarak değerlendirmemiz mümkün. En azından yazar bu yazısıyla okumasını ve düşünmesini bilen tüm Ermenilerin beyninde bir soru işareti oluşturmasını başarmış.