Geçtiğimiz günlerde Agos gazetesine konuşan Lepsiushaus’un direktörü Dr. Roy Knocke sözde Ermeni Soykırımı’na dair belgeleri Alman politikacılara ulaştıran ilk kişi olan Alman teolog Johannes Lepsius'u ve çalışmalarını anlattı. Sözde Ermeni Soykırımı'nın Johannes Lepsius tarafından anlatımının önemin vurgulayan Dr.Roy Knocke Agos gazetesine bazı iddialarda bulundu. Peki, bu iddialar ne kadar doğru?!
Faktyoxla Lab (Teyit Laboratuvarı) olarak Johannes Lepsius'un kimliğini ve onun sözde Ermeni soykırımı ile ilgili anlattıklarının ne kadar doğru olduğunu araştırdık.
Öncelikle, Johannes Lepsius'un 1858-1926 yılları arasında yaşamış, Almanyalı bir Protestan papazı olduğunu, Anadolu Ermenileri hakkında çeşitli yazılar ve kitaplar yayınladığını belirtmemiz gerekiyor. Kaleme aldığı kitaplardan bir tanesi, Ağustos 1896’da yayınlanan ‘Armenien und Europa’ (Ermenistan ve Avrupa) adlı kitabıdır. Konu ile alakalı olarak, ‘Der Todesgang des Armenischen Volkes’ (Ermeni Halkının Ölüm Yolculuğu) adlı bir başka kitabını da Mayıs 1919’da neşretmiştir. Lepsius, her iki kitabın ön sözlerinde, kitaplarını, Anadolu’ya yaptığı seyahatlerden sonra ve orada topladığı bilgilere dayanarak yazdığını ifade etmektedir.
Lepsius, birinci kitabının önsözünde, 1896’nın Mayıs ayında Anadolu ve Suriye içinde bir yolculuk yaptığını, ülkenin hala güvensiz olduğunu, haftalarca at sırtında devam eden yolculuk esnasında bir çok köylü ve şehirli Türk insanıyla konuştuğunu, bu konuşmaların kendisinde, Alman basınının Ermeni meselesi’ndeki tutumunun gerçeklerle bağdaşmadığına dair bir kanaat oluşturduğunu, Anadolu’da son aylarda vuku bulan katliamların ve yağmalamaların kendiliğinden çıktığına inanan hiç bir Müslüman ile karşılaşmadığını, herkesin olayları, Sultan’ın emrine imtisalen, hükümetin tertip ettiğine inandığını, Mollaların bütün camilerde halka, Şeyhülislam’ın Ermenilerin tamamının öldürülmesini emrettiğini anlattıklarını, halkın bu şartlar dahilinde bir tek Ermeni’nin dahi sağ kalmaması gerektiğini düşündüğünü, ifade ediyor.
Bu bir cümlede bile Lepsius'un birkaç konuyu çarpıttığını araştırmalarımız sonucunda saptadık. Şöyle ki, Alman basınının Ermeni Meselesi’ndeki tutumunun, gerçeklerle bağdaşmadığını Lepsius kendisi saptamıyor. Bu hususa 2005 yılında Güney Afrika Üniversitesi'nde ilahiyat hocası Andreas Baumann'ın yazmış olduğu ''Johannes Lepsius'un misyonerlik faaliyeyleri'' isimli doktora tezinde rastlıyoruz. Andress Baumann doktora tezinde Lepsius'a bu konuyu Ernst Lohmann isminde bir papazın söylediğinin altını çiziyor.
Bu kişi, 1896 senesinin Şubat ayında yayınlanan bir Amerikan dergisinde, Alman basınının İstanbul’dan rüşvet aldığı ve bu sebepten dolayı gerçekleri yazmadığı iddiasını okuyor. Pastor Lohmann, konuyu efkarı umimiyeye taşıyacağına karar verdiğini Lepsius’a anlatıyor. Cümlenin ikinci kısmında bulunan ''Anadolu’da son aylarda vuku bulan katliamların ve yağmalamaların kendiliğinden çıktığına inanan hiç bir Müslüman ile karşılaşmadığını, herkesin olayları, Sultan’ın emrine imtisalen, hükümetin tertip ettiğine inandığı'' iddiasına gelinceyse, Almanya'nın Kiel Üniversitesi'nden Uwe Feigel'ın yazmış olduğu ''19. yüzyılın sonlarından itibaren Alman Protestan Hıristiyanların Ermenilere yaptığı yardımlar'' başlıklı doktora tezinde iki hususa dikkat çekiyor:
1. 26 Ağustos 1896’da Osmanlı Bankası baskını ve akabinde meydana gelen olaylar esnasında tesadüfen İstanbul’da bulunan Alman gazeteci ve politikacı Helmut von Gerlach: “Hangi Türk’le konuştu isem bu bir nefis müdafasıdır dedi” diyor. Uwe Feigel, Das Evangelische Deutschland und Armenien, Göttingen 1989, s.38. Nefis müdafası ancak saldırıya uğramak durumunda söz konusu olur. Aslında Helmut von Gerlach’ın da olaylara tarafgir baktığı, haberi veriş şeklinden anlaşılmakla birlikte, burada dikkatimizi çeken husus, iki Avrupalı’nın, Türklerin hadiselere bakış açılarını, birbirine zıt şekilde ifade etmeleridir. Lepsius’un konuştuğu Türklere göre Ermenilerin hiçbir suçu olmadığı halde, hükümet onları yok etmeyi planlamıştır.
Türklere göre ise saldırı Ermenilerden gelmekte ve Türkler de kendilerini müdafaa etmektedirler. Bunların ikisi birden doğru olamaz. Birbiriyle kabil-i telif olmayan bu çelişkili beyanların bir tek manası vardır: Avrupalılar, Ermeni konusunda sadece bugün değil, aksine meselenin sahneye çıkışından beri, Ermeni davasına hizmet edeceğine inandıkları hususları, haklı haksız demeden ve hiçbir ilmi kritere tabi tutmadan kaleme almışlardır.
2. Burda Lepsius'un yanıldığı ikinci bir nokta ise esasen Şeyhülislam’ın emir verme yetkisinin olmamasıdır. Zira, Şeyhülislamlık makamı fetva makamıdır. Eğer bu ifadelerle, Şeyhülislam tarafından verilmiş bir fetvanın varlığı kast ediliyorsa ortada böyle bir fetva yoktur. Osmanlı Arşivi’nde araştırma yapan yüzlerce Avrupalı ve Amerikalı ilim adamının ilk ortaya çıkartmak isteyecekleri belgelerin bu ve benzeri belgeler olacağı açıktır. Şayet böyle bir fetva olsaydı, bugüne kadar yapılmış olan arşiv çalışmalarında ortaya çıkardı. Yani, göründüğü üzere Johannes Lepsius olayları hem yanlış anlamış, hem de bilerekten çarpıtmıştır.
Johannes Lepsius 1919 yılında yayınlanan 'Der Todesgang des Armenischen Volkes' (Ermeni Halkının Ölüm Yolculuğu) isimli kitabında da ciddi anlamda çarpıtmalara yer vermiştir. Şöyle ki, birinci kitabında 700.000 Ermeni’den bahsederken, 1919 senesinde neşrettiği ‚Der Todesgang des Armenischen Volkes‘ isimli kitabında, 1915 tarihinde Anadolu’daki Ermeni nüfusunun 1.850.000 (s. 309) olduğunu ve tehcir esnasında bir milyondan fazla Ermeni’nin katledildiğini iddia etmektedir. Lepsius 1919 yılında yayınlanan kitabında da Ermeni olaylarına ve "tehcir olayına" "din gözlüğü" ile bakarak, olayları "din şablonu” içine yerleştirmek istiyordu. Bu durum Ermeniler için özellikle önemli idi. Zira Batılı misyonerler nezdinde Ermeniler, herhangi bir millet olmaktan öte, Hıristiyanlığı kabul eden ilk milletlerden biri olma özelliğine sahiptiler.
Onun için de Batı kamuoyunda Ermenilerin yeri, diğer Doğu milletlerinden hep farklı olmuştur. Kaldı ki, bu durum İtilaf Devletleri'nin de işine gelmekteydi. Nitekim İngiltere ve Fransa, başlattıkları yoğun bir propaganda ile, İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin kendi toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyanları yok ederek, savaştan sonra sadece Müslümanlardan oluşan bir devlet kurmayı hedeflediklerini ileri sürüyorlardı, böylece bu savaşta tarafsız kalmış olan Hıristiyan Avrupa devletlerini ve özellikle de henüz harbe girmemiş olan Amerika Birleşik Devletleri'ni kendi saflarında savaşa sokmayı hedefliyorlardı.( kaynak) Onların olayı din kisvesine sokmak çabalarını, yani İtilaf Devletleri'nin bu şekildeki propagandalarını, Taner Akçam gibi sözde araştırmacılar gerçekmiş gibi kabul edip daha da ileri gitmiş ve tehcir olayı ile Nazi Almanya'sındaki Yahudi soykırımı (Holocaust) arasında anlaşılması gûç bir bağlantı kurmuşlardır.
Hem Amerikan misyonerlerinin etkin propagandası, hem de İngilizlerin Osmanlı cephelerinde zaafiyet yaratma düşüncesi bir araya gelince, tehcir "mazlum Hıristiyan Ermenilerin kıyımı ve sürülmesi" olarak çok daha farklı boyutlarda dünya kamuoyuna duyurulmuştur.
Araştırmalarımız zamanı Johannes Lepsius'un kitaplarında o dönemde Doğu Anadolu’da görev yapan ve Ermeni meselesi ile ilgili yazmış oldukları raporlarda mümkün olduğu kadar tarafsız bir tavır sergilemeye çalışan bazı Alman yetkililerin raporlarını yayımlamadığını tespit ettik. Mesela, Alman İmparatorluğu’nun Kafkasya özel ajanı Lois Mosel’in 22 Mart 1915 tarihli raporu Lepsius’un kitabında yer almamaktadır. Mosel bu raporunda; “Osmanlı toprakları üzerindeki Ermenilerin iyi organize olduklarını ve hemen hemen hepsinin bu savaşta Rusların galip gelmesi için çalıştıklarını; Osmanlı Kafkasyası’ndaki Ermenilerin Ruslardan silah ve para yardımı aldıklarını ve Kafkasya’daki çoğu Osmanlı Ermenisinin Rus tarafında savaştıklarını, Rus ordusuna katılamayanların ise çeteler kurarak, Sivas ile Erzurum arasındaki Osmanlı posta hizmeti gören birliklere saldırarak, bunları soyduklarını ve büyük paralar elde ettiklerini yazmakta ve son olarak da Osmanlı Devleti ne yaparsa yapsın Ermenilerin bu savaşta Osmanlı Devleti tarafında yer almayacakları kanısını” belirtmekteydi.
Lepsius'un çalışlmalarını incelerken, onun kitaplarıyla ilgili yazan yazarların şu hususu saptadıkları dikkatimizi çekti: ''Lepsius bu kitabında, “Ermeni tezini” haklı çıkarma amacına hizmet edecek arşiv belgelerini seçmiş, kullandığı belgelerde de bu doğrultuda tahrifat yapmıştır. En dikkat çekici noktalardan birisi, Lepsius’un kitabında verilen bazı belgeler ile bunların asıllarının birbirine uymamasıdır. Bazen orijinal belgede geçen bir kelimeyi atarak yerine farklı anlama gelen başka birini kullanmış, bazı cümleleri veya paragrafları çıkarmış veya aslında mevcut olmayan paragrafları eklemiştir.''(kaynak)
Bu hususu daha iyi anlamak için Lepsius'un 1919 yılında yayınlanmış kitapından bazı alıntılara dikkat etmemiz gerekiyoır. Eserindeki bazı belgeler ile bu belgelerin asıllarının birbirine uymamasıdır. Herhangi bir işaret konmadan veya bir açıklama getirilmeden, bazen belgede geçen bir kelime atılarak yerine farklı anlama gelen başka bir kelime kullanılmış, bazen de yine hiç bir açıklama ve işaret kullanılmadan bazı cümleler veya paragraflar belgeden atılmış veya belgenin aslında mevcut olmayan paragraflar belgeye eklenmiştir. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Mustafa Çolak'ın tesbit edebildiği üç örneği aşağıda sizlere sunuyoruz:
Örnek I
İlk örneğimiz Almanya'nın Trabzon Konsolosu Dr. Bergfeld’in, Trabzon'dan yazdığı, 9 Temmuz 1915 tarihli raporu ile ilgilidir. Elimizde arşivdeki aslından fotokopi ettiğimiz bir nüshası bulunan bu belgenin orijinali Berlin'deki Geheimes Staatsarchiv preussischer Kulturbesitz’de mevcuttur. Aynı belge Lepsius'un esrinde, 99 ile 101. sayfaları arasında, 109 numaralı belge olarak yer almaktadır.
Ancak örnek olarak gösterilen belge ile Lepsius'un yayımladığı belgeyi karşılaştırdığımızda, her iki belgenin bir çok yerinde farklılıklar bulunduğunu görüyoruz. Biz burada bu belgede yapılmış olan değişiklikler ile birlikte, özellikle değişiklik yapılan noktalara dikkat çekmek istiyoruz.
Öncelikle, belgenin aslında olup da Lepsius'un eserinde yer almayan cümleler ile başlamamız gerekiyor; belgenin ikinci sayfasında, Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki Hıristiyanların bu savaşta İttifak Devletleri ve özellikle Rusya tarafını tuttuklarını belirten ilk paragrafındaki, "...Türklerin Hıristiyanlara karşı ispatlanmış önyargısız davranışları Hıristiyanlarca istismar edildi..." anlamına gelen ilk cümlesi herhangi bir açıklama yapılmadan, Lepsius'un eserinde yer almamaktadır. Yine aynı şekilde orijinal belgenin beşinci sayfasının başlarında başlayıp, altıncı sayfanın sonlarına kadar devam eden uzunca iki paragrafı Lepsius’un eserinde bulamamaktayız. Bu iki paragrafın Türkçesi aynen şöyledir:
"Çok sayıda Türkün, kadınların ve çocukların da tehcire tâbi tutulmala-rına razı olmadıkları, Türk halkının genelinin şerefi için söylenmesi icap etmektedir. Diğer taraftan Ermenilerinde bu olaylarda (önlenmesi için) takdire şayan bir tavır sergilemedikleri burada belirtilmelidir. İlk olarak ruhanîler yerlerinde kalmak için uğraş verdiler; yerlerinin, asıl sıkıntı zamanlarında cemaatlerinin (Ermeniler) yanı olduğu hiç akıllarına gelmiyordu; Papazlar kendileri için bir istisnaî durum elde edemeyeceklerini (anladıkları) zaman, buradaki (Trabzon) piskoposun temsilcisi-beyaz sakallı bir diyakoz- din değiştirip müslüman olmalarına müsaade edilip edilmeyeceğini (valiye) sordu. Bunun üzerine vali, müslüman olmaları için bir engelin bulunmadığı, bunun için sadece kelime-i şahadet getirip ve daha sonra da sünnet olmanın yeterli olacağı, ancak tehcirin Hıristiyanlan kapsamadığı, sadece Ermenilere yönelik olduğu, Islama girmiş bir Ermenin de Müslüman bir Ermeni olarak tehcir edileceği cevabını verdi. Ermeni erkekleri tehcir emri açıklandıktan sonra evlerini kesinlikle terk etmediler, aksine daima kadınlarını gönderdiler; hükümette ve bankada memur olarak çalışanların bazıları, kendileri için (tehciri) geciktirme (tavizini) elde ettiler ve ailelerini yalnız gönderdiler.
Şehrin Rus donanması tarafından ağır bombardımana tutulmasından sonra, iç kesimlere taşıdığım imparatorluk Konsolosluğu ve özel malikanem önünde canhıraş olaylar cereyan ediyordu. Çok sayıda kadın kendilerinin veya en azından çocuklarının kurtarılması için yalvarıyorlardı. Ben ayrı ayrı bazı kişilerin yararına uğraşmaktan imtina ederek, bütün çabamı umumun şartlarının hafifletilmesi doğrultusunda yoğunlaştırmak zorunda kaldım. Sadece bir olay karşısında farklı davranmam icap ediyordu. Bu ayın altısını yedisine bağlayan gece, konsolosluğun yanında oturan Ermeni semtinin yöneticisi ailesi ile birlikte konsolosluk arsasını çeviren duvarı aşarak buraya sığındı. Sığınma hakkı konusunu imtina etmek gayesiyle, bu şahsın burada kalması için girişimde bulundum ve valiyi buna razı ettim. Vali bu durumu, onun Ermeni semti yöneticisi olmasından dolayı, (Türk) memurların alacakları önlemlere, Ermeni evlerinin damgalanması, evlerin gözetilmesi vb. yardımcı olması şartıyla kabul etti. Bu Ermeni de bunları yapmaya hazır olduğunu açıkladı”.
Yine aynı şekilde, Lepsius'un eserinde olmayıp da belgenin orijinalinin yedinci sayfasının ortalarında yer alan yarım paragraflık satırların Türkçesi ise aynen şöyledir:
"...İtalyan meslektaşını kargaşadan korktuğundan ruhî dengesi bozuldu. Avusturyalı meslektaşım ile vali nezdindeki girişimlerim hakkında konuştuk. O, kendisinin arabuluculuk yapması hususuna mesafeli bakıyor. Ben de buna rıza gösterdim. Vali bana çok güvendiğinden, onunla Ermenilerin tehciri gibi, hükümetin aldığı zorlayıcı tedbirleri açık bir şekilde konuşma imkânım oluyordu. Şu anda her iki tarafın memurlarının iyi geçimini tehlikeye sokmak istemiyorum" [aynı kaynak].
Lepsius'un kitabındaki bu belgede, belgenin orijinalinde olmayıp sonradan eklenen satırlar da mevcuttur. Meselâ 101. sayfanın ikinci satırından, o paragrafın sonuna kadar olan kısım belgenin aslında bulunmamaktadır. Belgenin aslında yer almayan bu satırların Türkçesi şöyledir: "...şimdiye kadar çok güvenilir olan yerlerde bile, daha büyük (Ermeni) çetelerin kurulabilmesi hayret vericidir. Düşüncelerimi ispatlayacak delillerden yoksun olmakla birlikte, Ermenilere karşı vuku bulan bu olayın arkasında Gençtürkler Komitesinin olduğu izlenimimi söyleyebilirim. Merkez Komite bu şekilde Ermeni meselesini nihai bir çözüme kavuşturmak ister görünüyor. Çünkü Ermeniler, gönderildikleri mahallere ulaşabilseler bile, ancak istisnaî olarak eski oturdukları yerlere daha sonra dönebileceklerdir. Onların çoğu daha şimdiden gerekli araçlardan yoksundurlar. Böylece gelecekte Ermeni nüfusunun yoğun olduğu vilayet kalmayacaktır. Gençtürklerin yerel komiteleri, tehcire tâbi tutulan Ermenilerin mallarını ele geçirerek zengin olmayı umut ediyorlar. Bir çok yerel yöneticinin aynı zamanda Komiteye bağlı olmasından dolayı, onlar bu hesaplarından kesinlikle yanılmamış olacaklar”[Ancak daha önce tamamen güvenli olan bir bölgede daha büyük çetelerin oluşabilmesi dikkat çekicidir. Görüşümü kanıtlayamamakla birlikte, Ermenilere karşı yapılan eylemlerin arkasındaki itici gücün Jön Türk Komitesi olduğu izlenimine kapılmamak elde değil. Merkez Komitesi bu şekilde Ermeni sorununa kesin bir son vermek istiyor gibi görünüyor. Zira hedeflerine ulaşan Ermeniler ancak istisnai olarak daha sonra eski yurtlarına geri döneceklerdir. Çoğunun zaten gerekli kaynakları olmayacaktır. Bu, gelecekte Ermeni nüfusunun yoğun olduğu vilayetlerin kalmayacağı anlamına geliyor. Jön Türklerin yerel komiteleri, tehcir yoluyla Ermenilerin mallarına el koyarak zengin özel kazançlar elde etmeyi umuyorlardı ve idari otoritelerin çoğunun komiteye bağımlı olması göz önüne alındığında, hesaplamalarında kesinlikle yanılmış olmayacaklardı."].
Bu belge tahrifatında en dikkat çekici noktayı ise, belgede yapılan üç kelimelik bir değişiklik oluşturmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz tahrifatlarda olduğu gibi, burada da orijinal belgede geçen kelimeler atılıp yerine başka kelimeler kullanılırken herhangi bir açıklama veya işaret kullanılmamıştır. Bu tahrifat belgenin aslının dördüncü sayfasındaki en son kısmında yer alan "...Indessen deuten Anzeichen darauf hin, dass an anderen Orten weniger glimpflich verfahren" [“...Halbuki (tehcirin) başka yerlerde ucuz atlatılmadtğı, (buralardaki) izlerden anlaşılmaktadır"] cümlesinde yapılmıştır. Lepsius bu cümleyi kitabının 100. sayfasının sonunda şöyle vermektedir; "...Indessen deuten Anzeichen darauf hin, dass an anderen Orten an eine Ausrottung der Armenier gedacht wird". Böylece yedi sayfadan oluşan asıl belgenin hiç bir yerinde mevcut olmayan "...Ausrottung der Armenien..." yani "Ermenilerin kökünü kazımak” kelimeleri Lepsius’un yapmış olduğu üç kelimelik bir değişiklik ile birlikte belgeye girmektedir.
Yukarıda örneklerini verdiğimiz bu belgedeki tahrifatlardan yola çıkarak şu sonuçlara ulaşabiliriz:
1) Orijinal belgede olmayıp da Lepsius’un kitabında yer alan satırlarda; Gençtürklerin, Ermenileri sistematik bir şekilde Osmanlı toprakları üzerinde yok etmeye çalışarak (massacres), Ermeni meselesini halletmek istedikleri ve aynı zamanda da Ermenilerin geride bıraktıkları mallara el koyarak zengin olmaya çalıştıkları iddia edilmektedir.
2) Belgenin orijinalinde olmasına rağmen Lepsius’un kitabında bulunmayan satırlarda; Ermeni erkeklerinin tehciri kabullenemedikleri için din değiştirmeye kalkıştıkları; ancak bunun etkili olmaması üzerine, kadın ve çocuklarını öne sürdükleri ve bu yolla onları perişan duruma düşürdükleri yazılmaktadır.
Örnek II
Burada örnek olarak ele alacağımız ikinci belge ise, Almanya'nın o dönemdeki İstanbul Büyükelçisi olan Freiherr von Wangenheim'in 15 Ekim 1915 tarihinde İstanbul'dan Alman Dışişleri Bakanlığı'na "Ermeni meselesi" ile ilgili olarak göndermiş olduğu telgraftır.
Şuan sadece aslının fotokopisi bulunan bu belge de Berlin’deki Devlet Gizli Arşivi olan Geheimes Staatsarchiv preussischer Kulturbesitz’de kayıtlıdır.
Aynı telgraf Lepsius'un eserinde 167. sayfada, 183 numaralı belge olarak yer almaktadır. Elimizde bulunan belgede yer alıp da, yine Lepsius' un yayınlamış olduğu belgede yer almayan cümleler mevcuttur.
Wangenheim bu telgrafında kendi Dışişleri Bakanlığına, Almanya'nın Osmanlı Devleti'ndeki temsilcilerinin, "tehcir olayında" Osmanlı Devleti'ne yardımcı oldukları ithamı konusunda İtilaf Devletleri basınında çıkan haberler üzerine. Amerikan Büyükelçisi Morgenthau ile konuştuklarını bildirmekteydi. Wangenheim bu belgede özellikle Almanya'nın Halep Konsolosu Rössler hakkında konuştuklarını belirtmesine rağmen, Lepsius’in eserindeki belgede "...özellikle de Konsolos Rössler’e karşı..."[.in Sonderheit gegen Konsul Rössler...".] cümlesi yer almamaktadır. Yine aynı şekilde Morgenthau'un "...Amerika'nın Halep Konsolosundan, Konsolos Rösslerin Ermeni meselesine yaklaşımı konusunda bir rapor isteyeceğini ve bu raporu (Amerikan) hükümeti onayladıktan sonra (Wangenheima) vereceği..."[“...will einen Bericht des amerikanischen Konsuls in Aleppo über die Haltung Konsuls Rössler in der Armenierfrage einfordern und nach Genehmigung seiner Regierung uns zur Verfügung überlassen. “] anlamına gelen cümleyi Lepsius'un eserinde bulamamaktayız. Öyle anlaşılmaktadır ki, Lepsius bu belgenin aslında yer alan Almanya’nın Halep Konsolosu Rössler ile ilgili cümleleri yayımladığı belgeden çıkartmıştır.
Örnek III
Lepsius'un tahrif ettiği belgelere üçüncü örnek olarak, Almanya'nın o dönemdeki Kafkasya işlerini yürüten General von Kress'e ait 22 Ağustos 1918 talihli telgrafı vermek istiyoruz. Bu telgrafın aslı Berlin'deki Alman Dışişleri Bakanlığı Arşivi olan Politisches Archiv des Auswärtiges Amt’da kayıtlıdır. Aynı telgraf Lepsius'un eserinde 429. sayfa ile 430. sayfaları arasında 432. belge olarak yer almaktadır.
Ermenilerin Gence ve Batum bölgelerine geri dönmeleri konusunda Enver ve Esat Paşalar'ın düşüncelerini doğru bulmayan General Kress'in bu telgrafı önce Alman Dışişlerine, oradan da Dışişleri Müsteşarı (Staatssekretär) von Hintze tarafından İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği’ne gönderiliyor. Diğer belgelerde olduğu gibi bu belgede de tahrif edilmiş yerler bulunmaktadır.
Bu belgenin ikinci sayfasının son satırı olan “...General von Kress tara-fından dile getirilen Türk Ordusunun geri hatlarının Alman ve Avusturya birlikleri tarafından korunması düşüncesi şimdilik zikredilmeyecek”[“...Der von General von Kress ausgesprochene Gedanke eines Schutzes der rückwärtigen Verbindungen der türkischen Armee durch Deutsche und Österreicher wird dabei vorläußg nicht erwähnt werden”.] cümlesini Lepsius bu belgeden çıkartmakla, Kafkasya'daki Osmanlı Ordusu geri hatlarının Ermeni çetelerince saldırıya uğradığını görmek ve göstermek istemediği düşüncesinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak:
-Çoğu Batılı tarihçi tarafından birinci el kaynak olarak kullanılan Lepsius’un eserleri kesinlikle güvenilir değildir,
-Ayrica, Johannes Lepsius’un belge seçiciliğindeki sübjektifliği ve yukarıda üç örnek ile verdiğimiz belge tahrifatları aslında onun ne denli ''güvenilir'' olduğunu bir daha gözler önüne seriyor.
- Öte yandan, Doğu Anadolu’da faaliyet gösteren Hıristiyan misyonerlerin -özellikle Amerikalı Protestanların- hedeflerinden biri de savaştan sonra Ermenileri bir "millet" olarak ön plana çıkarmaktı ki, Lepsius da bu sürecin öncüllerdendir.